Printer-friendly version

Kur'an Sözlüğü



Browse the glossary using this index

Special | A | B | C | D | E | F | G | H | I | J | K | L | M | N | O | P | Q | R | S | T | U | V | W | X | Y | Z | ALL

Page:  1  2  (Next)
  ALL

A

Picture of Cumali YAŞAR

Ayet

by Cumali YAŞAR - Friday, 25 November 2011, 7:00 PM
 

Kur'ân-ı Kerîm sûrelerden, sûreler de ayetlerden meydana gelmiştir. Müstakil bir varlığı olan Kur'ân-ı Kerîm parçalarına ayet denilir. Bu ismi hep duymuşsunuzdur. Kur'ân-ı Kerîm ayetlerine, bu küçük harf veya kelime gruplarına ayet denilmesi, Allah-u Teâlâ Hazretleri'nin bizzat kendisi tarafındandır. Bu indirilen ayetlerin bir kısmı muhkem ayetlerdir. Muhkem, tahkim edilmiş, kuvvetli, mânâsı hemen, âşikâr anlaşılaben, kendisinden hüküm çıkarılabilen ayetlerdir. Bir kısmı da insanların anlayamayacağı esrarlı, rumuzlu ayetlerdir.

Kur'ân-ı Kerîm ayetleri çoklukla ibretli, hikmetli anlamlı bir cümledir. Bizim cümle sözünden anladığımız gibi, dilbilgisi kurallarına göre bir cümledir. Fakat bazan anlamı iyi anlaşılamayan rumuzlu, müteşâbih birkaç harf de ayet olabilir. Meselâ: (??? ) Elîf, lâm, mîm. Kur'ân-ı Kerîm'in ilk süslü baş sayfasında, Fâtiha ile Bakara sûrelerinin olduğu sayfada, hemen Bakara Sûresi'nin ilk ayetidir ve üç tane harftir. Bu harfler 29 surenin başından yer alır. Bunlar birer harf grubudur; iki harf veya daha fazla harftir. Bunların gerçek anlam ve mâhiyetinin Allah bilir. Esrarlı, bazı duyumlar, bazı rivayetler var ama sonuç itibariyle harftir ve ayettir.

Ayet böyle rumuzlu harfler olabilir. Bunlara hurûf-u mukatta?a, bir cümle, bir kelime olarak değil de tek tek söylenen harfler denir. Bunlar da ayet olabiliyor. Esrârını, rumuzunu Peygamber-i Zîşânımız (sas.) Efendimiz biliyor ama herkes bilmiyor. Ashaptan bazı kimseler müteşâbih ayetleri, bazı izahlarda bulunarak açıklamışlarsa da, çoğu da esrarını muhafaza etmektedir.
Bazen ayet-i kerime böyle bir ve birden fazla harften oluştuğu gibi bir tek kelime, iki veya daha fazla kelimeden de oluşur. Demek ki, ayet illa cümle olacak diye bir kural yok. Bazen ayet bir tek kelime olabilir, hattâ rumuzlu birkaç harf olabilir. Bazen de bir çok kelimeden veya cümleden oluşan uzun bir cümleler topluluğu olabilir. Meselâ Ayetel-Kürsî bir ayettir. Okuduğumuz zaman biliyorsunuz, bayağı uzunca.

Sonra Kur'ân-ı Kerîm?in en büyük ayeti, tek bir sayfa tutan Ayet-i Müdâyene'dir. Bakara Sûresi'nin sonunda, Amenerrasûlü'den bir sayfa önceki  282. ayet-i kerimedir. Borçlanmanın ahkâmı uzun uzun bir tek ayette izah edilir.

Ayetlerin birbirinden ayırım işaretleri vardır, fasılaları vardır. Kur'an-ı Kerim basmalarında ve yazmalarında kaçıncı ayet olduğunu bilmek bakımından bazen buralara ayetin numarası da yazılır.

Bu kadar hacimli bir kitabın ayetlerinin sayımında alimlerin görüşlerinde bazı küçük değişiklikler olagelmiştir. Bizim kendi din tarihimizde, Orta Asya'dan Ortadoğu'ya, Hindistan kıtasına, Osmanlı bölgesine, bugünkü Türkiye?mize kadar ehl-i sünnet ulemasının kullandığı Kur'ân-ı Kerîm baskıları ve yazmalarında ayetlerin sayısı, bugün okuduğumuz Kur'ân-ı Kerîm'deki numaralamaya göre 6236 ayettir. Bazı kişilere "Kur'an-ı Kerim kaç ayet?" diye sorulduğu zaman, "6666" diye dört tane altıyı sıralıyorlar. Bu doğru değildir, gerçekleri yansıtmıyor.
Değişik zaman ve mekanlarda inen ayetler, tarifleri kolay olsun diye çeşitli yönlerden sınıflandırılmışlardır. Peygamber (sas.) Efendimiz zamanından beri yapılan bir bölümlemeye göre, ayetler Mekkî ve Medenî olarak ikiye ayrılır. Hangileri Mekkî sayılır, hangileri Medenî sayılır diye farklı izahlar var. Ama kuvvetli ve yaygın görüş hicretten önce inen ayetlere Mekkî ayetler denir. Yani Peygamber Efendimiz henüz daha Medine-i Münevvere'ye hicret etmeden Mekke'de iken inen ayetler. Mekkî zaten Mekkeli demek... Hicretten sonra inen ayetlere ise Medenî denir, yâni Medine-i Münevvereli demek ama, ille bu ayetlerin Medine-i Münevvere'de inmesi şartı yoktur. Hicretten sonra inmiş olan ayetlere, Medine'de inmese bile Medenî, yâni Medine-i Münevvere bulunma devresinde inen ayetler denilmiştir.

Mekkî ayetlerin özellikleri, daha ziyade imana yönelik, kısa cümleli, heyecan dolu ayetlerdir. Medine-i Münevvere devresine ait ayetler ise, uzun ve hüküm bildiren; beşerî, siyâsî, ictimâî, ticârî ahkâmı bildiren, emir ve hüküm ayetleri oluyor diye biliyoruz.

Kur'ân-ı Kerîm'in ayetlerinde önemli olan bir başka mesele de, Kur'an-ı Kerim'in bu ayetleri Kur'an-ı Kerim'de Peygamber Efendimiz'e nüzul, iniş sırasına göre sıralanmamıştır. Sıra ilâhî emre ve işarete göredir ve tevkifîdir; yâni keyfî veya tarihî değil, tevkifî sırası vardır. Bir ayet-i kerime kümesi, birkaç ayet-i kerimeden ibaret bir vahiy geldiği zaman, Peygamber Efendimiz bu gelen vahiylerin, ayetlerin nereye konulmasını gerektiğini, hangi ayetin arkasına, hangi sûrenin içine konulması gerektiğini bildirmiştir; öyle oraya konulmuştur.

Picture of Cumali YAŞAR

Ayetlerin Sebeb-i Nüzûlü

by Cumali YAŞAR - Friday, 25 November 2011, 7:14 PM
 
Ayetler bir takım olaylar, hadiseler üzerine nâzil olmuştur. Yâni ayetin tarihini bilmek bakımından, ne oldu da onun üzerine ayet indi? Bunları bilmekte büyük fayda vardır. Bu işin sebeplerine esbâb-ı nüzûl, yni ayetin iniş sebebi denir. Alimler Kur'ân-ı Kerîm'in anlaşılmasında fevkalâde faydalı olan bu bilgileri dikkatle toplamışlardır. Bu esbâb-ı nüzul, İslâm tarihi içinde Kur'an tarihinin bir bölümüdür. Bu konuda büyük müstakil eserler yazmıştır. Müfessirler de ayetin hangi sebeple indiğini anlatmışlardır. Tabii ayetin özel bir sebeple, bir hadise üzerine inmiş olması hükmünün genelliğini engellemez. Yani hüküm umûmîdir, çünkü emir umûmîdir. Ama "şu olay üzerine inmiştir" deyince Kur'ân-ı Kerîm daha iyi anlaşılır, bazen de yanlış anlama engellenir. Ayetlerin iniş sebepleri hakkında bilgi sahibi olmak, ayetin kelimelerinden çıkabilecek başka anlamları engelemekte faydalıdır. Onlar önemlidir. Onun için müfessirler onları yazmışlardır.

H

Picture of Cumali YAŞAR

Hurûf-ı Mukatta?a

by Cumali YAŞAR - Friday, 25 November 2011, 7:06 PM
 

Mukatta?a tek tek harf demektir. Yani bir araya gelipte anlamlı bir kelime teşkil etmeyen, aralarına nokta konulmuş harfler anlamına gelir. Kur?an?da 29 surenin başında bulunan bu harflerin gerçek anlamını Allah bilir. Kelam Allah?ın kelamı ve bu kelam Peygamberimiz Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem Efendimize Allah tarafından indirilmiş olduğundan kendisine bildirildiği kadarıyla bunların manaları biliyor ve kendisi anlıyordu, ancak bunların manaları ile ilgili kendisinden herhangi bir rivayet gelmemiştir. Dolasıyla bu harflerin manaları bir sırdır.

Sadece surelerin başında bulunan bu harflerin birçoğu surelerin ilk ayeti olduğu gibi, bazıları ilk ayetlerin bir parçasıdır. Fakat her surenin başındaki bu harfler bazen tam bir ayet teşkil etmez. Hurûf-ı Mukatta?a?dan sonra yani tek tek harflerden sonra gelen cümlelerde surelerin çoğunda ?kitap? kelimesi geçmektedir. Bu ?kitap? kelimesi Kur?an?a işaret edebileceği gibi Kur?an?ın aslının bulunduğu Levh-i Mahfuz?a da işaret edebilir.

Bu harflerin manaları hakkında kesin bilgiler olmamakla beraber bazı Allah?ın mübarek kulları bazı şeyler de söylemişlerdir. Mesela bu surelerin başındaki harflerin Kur?ân-ı Kerîm?in bütünü, tertibi ve konularının Ümmü?l-Kitap olan Fatiha suresiyle ilgisini sezip bunu kaleme almış kimseler var. Kur?ân-ı Kerîm?in başında bir özet gibi olan Fatiha?nın Kur?an-ı Kerim?in bütün öbür kısımlarıyla ilişkisi var. Bu harflerinde bununla, bu özetle mufassal kısım arasında bağlantının sırrı olma durumu var diye yorumlayanlar olmuştur.

Bu ayetlere bazı hakiki manalar veren müfessirlerde vardır. Mesela ?? ile başlayan surelerde Ha harfi Allahu Teâlâ hazretlerinin Rahman ismine delalet ediyor. Mim de Peygamber Efendimiz Muhammedi Mustafa ismi mim harfli olduğu için ona delalet ediyor. Yani âlemlerin Rabbi olan Rahman Allahu Teâlâ hazretlerinden kulu elçisi Muhammed-i Mustafa?sına indirilmiş bir sırrı ifade ediyor.

K

Picture of Cumali YAŞAR

Kur'ân-ı Kerîm

by Cumali YAŞAR - Friday, 25 November 2011, 6:59 PM
 

Kur'ân-ı Kerîm'in önemi ve değeri tarif edilemeyecek kadar büyüktür. Bu hususta selef-i sâlihînimiz, büyük alimlerimiz pek çok eser telif eylemişler, Kur'ân-ı Kerîm'in faziletini anlatan ciltlerle kitaplar yazılmıştır.

Kur'ân-ı Kerîm, alemlerin Rabbi Allah-u Teâlâ'nın hak kelâmıdır ve biz müslümanlara en muazzam lütfu ve ikramıdır, çok büyük bir nimettir. Cebrâil'in indirdiği, Cenâb-ı Hak katından Muhammed-i Mustafa?sına inzal eylediği, en mukaddes kitabı ve insanlığa tahrifât ve tezvirâtan korunmuş en sonuncu, bozulmamış, ve en sağlam hitâbıdır. Allah kelâmıdır, bir harfi bile değişmemiş ilâhî kitaptır. Bizler için en sağlam hüccettir.

Onda bizden önceki ümmetlerin halleri, kıssaları, hikâyeleri; bizden sonra dünyanın ve insanların başına geleceklerin, ahiretin, olacak olanların haberi vardır. Hangi dinin, inancın, dünyadaki hangi kavmin ne kusuru olduğu, Allah katında makbul ve doğru inancın nasıl olması gerektiği onda belirtilmiştir. O bakımdan insanlığın kurtarıcısıdır.

O, cennetin nasıl kazanılacağını, cehennemden nasıl kurtulunacağını kesin çizgilerle beyan eder. Allah-u Teâlâ Hazretleri onu terkedenin kemiklerini kırar, belini kırar. Doğru yolu onun dışında arayanı, bu küstahlığından dolayı dalâlete dûçâr eder. Ona sırt çevireni cehenneme düşürür. Onu rehber edineni de cennete götürür.

O, Allah'ın habl-i metîni, nûr-u mübîni, zikr-i hakîmi ve sırât-ı müstakîmidir. Bu kelimeler hadis-i şeriflerden alınmıştır. Habl-i metîn, kuvvetli ipi demek. Yâni çukura düşmüş bir insanın sarılıp da ordan çıkartılmasına, kuyuya düşmüş bir insanın çıkartılmasına sebep olan kuvvetli bir ip gibi. Nûr-u mübîni, ortalığı aydınlatan nurudur. Zikr-i hakîmi, hikmet dolu zikridir. Ve sırât-ı müstakîmidir, yâni Kur'an yolu Allah'ın doğru yoludur.
Kur'ân-ı Kerîm zenginliktir, hazinedir, rehber ve kılavuzdur. Deva ve şifâdır. Şefaati makbul bir şefaatçidir. Kur'ân-ı Kerîm Allah katında yerler ve göklerden ve onların içindeki tüm varlıklardan daha sevgili ve daha sevimlidir. O hidayet güneşidir, kurtuluş vesilesidir. O başlara tâc, dertlilere ilâçtır, gözlere nûr, gönüllere sürûrdur.

Onu öğrenen, öğreten, okuyup ahkâmını uygulayan kimseyi bizzat Resûl-ü Ekrem ve Nebiyyi Muhterem sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri elinden tutup, ona delil olup cennete sevkedecektir. Hadis-i şerifte Peygamber Efendimiz bizzat kendisi böyle vaad etmiştir. İslâm'ın korunması, imanın ve itikâdın sapıtmaması, fikirlerin darmadağın dağılmaması ondandır, onunladır, insanlar ona sarıldığı zamandır.

Onu bilen ileriye gider, maddeten ve mânen yüksek derecelere yükselir. Onu uygulayan Allah'ın rızasına erer, büyük mükâfatlar kazanır. Onunla hükmeden adâletle hükmetmiş olur, adâlet işlemiş olur. Ona sımsıkı sarılan fitnelerden korunur ve kurtulur. Onda derinleşen, ulûm-u evvelîn ve âhîrîne kavuşur.

Picture of Cumali YAŞAR

Kur'ân-ı Kerîm'e İşaret ve Noktaların Konulması

by Cumali YAŞAR - Friday, 25 November 2011, 7:10 PM
 

Eski Kur'ân-ı Kerîm nüshalarında yazılar kûfî dediğimiz köşeli yazılardır. Bir de Hicaz kûfîsi veyahut ma'kılî yazı ile yazılmıştır. Tabii o metinlere baktığımız zaman şimdiki Kur'ân-ı Kerîm?lerde gördüğümüz harf noktaları ve harekelerin olmadığını görürüz. Onları okumak mütehassısların işidir. Herkes okuyamaz. Şimdiki metinlerde te (?) üstte iki noktalıdır, (?) se üç noktalıdır, (?) cim ortasında bir noktadır. Daha sonra bunları icad etmişler ve kullanmışlardır.

Tarihteki eski mushaflara baktığımız zaman, onların sayfa büyüklükleri ve bir sayfadaki satır sayısı çok değişiktir ve farklı farklıdır. Sonradan bunların tarih boyunca düzene sokulduğunu gözüyoruz. Yazı düzene girmiştir. Eskiden de güzel yazılar vardır, sonradan da ama, yazılış düzene girmiştir. Ve tecrübeye dayanarak tertip mükemmelleştirilmiştir.

Okunma ve ezberlenme kolay olsun diye de Kur'ân-ı Kerîm çeşitli bölümlere bölünmüştür. Kur'ân-ı Kerîm'in kendisi bir çerçeve içine alınmış, bunlar çerçevenin dışında gösterilmiştir. Meselâ Kur'ân-ı Kerîm otuz cüze ayrılmıştır. Amme cüzü diyoruz, Amme Sûresi'yle başlayan bu otuzuncu cüzdür. Fâtiha'yla başlayan ilk, birinci cüzdür.

Bu otuza ayırmak neden olabilir? Yâni her gün bir bölümü okunsun da bir ayda tamamlansın, otuz günde Kur'ân-ı Kerîm okunması tamamlansın diye otuza bölmüşler. Bazen yedi bölümlü Kur'ân-ı Kerîm?ler vardır. Şimdiki Kur'ân-ı Kerîm?lerin bir yerinde yedi tane bölüm işaret edilmiştir. Bu yedi bölüme menzil denilir. Bu da bir haftada okunmak maksadıyla bir bölümlenmedir. Bizde bu otuz cüzden her cüz 4 rubûa ayrılmıştır. Rubu', çeyrek demek, dörtte bir yâni. Böylece Kur'ân-ı Kerîm'in bizim elimizdeki baskılarında yüz yirmi rübu' vardır.
Ayrıca sayfalara bakarsak, yâni bir okuma bütünlüğü, anlam bütünlüğü olan ayetler tamamlandığı zaman bir (?) ?ayn işareti konmuştur. " Kur'ân-ı Kerîm'i eğer imam namazda okuyorsa işte burada anlam tamam oluyor, burada rükû edebilir." diye rüku' kelimesinin son harfi olan ?ayn (?) harfinden gelmiş olabilir. Veyahut da aşr dediğimiz sözün ?ayn (?) harfinden gelmiş olabilir.

Araplara gelince, onlar otuz cüz bölümlenmesini kullanıyorlar, ama her cüzü iki hizbe ayırıyorlar. Yâni bölümlenmesine göre Kur'ân-ı Kerîm'de atmış tane hizb var. Her hizbi de dört parçaya ayırıyorlar. O zaman her birinin şöyle: rubuu hizb, nisfu hizb, selâsetü erbaa hizb. diye geçiyor. Yâni ilk çeyrek, yarım, üç çeyrek ve tamamı olmak üzere. Böylece tabii atmış hizbi dörtle çarparsak iki yüz kırk tane hizb var. O da bir bölümleme. Demek onu ezberlemekte filân öyle bölümlemeyi uygun görmüşler. Onların Kur'ân-ı Kerîm çalışması, okuma âdetleri öyle.

Kur'ân-ı Kerîm'in sayfa çerçevesinin, yazı çerçevesinin dış tarafında, yanında bazı süslü güzel işaretler vardır. Bunlar cüz başlarını gösterir. Kaçıncı cüzün başlangıcı olduğu orada yazar. Veya cüzün içindeki bölümlenmeleri, rubu'ları, çeyrekleri gösterir. Bir de secde ayetlerini bildiren işaretler vardır. Orada (????) secde diye yazar. İçerde de secdenin sebebi olan ibareler çizgiyle belirtilmiştir. Bunlara dikkat etmek lâzım. O secde ayetlerinde secde etmek gerekiyor. Kur'ân-ı Kerîm'in yazısı, görünüşle ilgili bu bilgileri bilmek lâzım geliyor.

Picture of Cumali YAŞAR

Kur'ân-ı Kerîm'in Güzel Yazıyla Yazılması

by Cumali YAŞAR - Friday, 25 November 2011, 7:12 PM
 

Bir de Kur'ân-ı Kerîm'in hattının, yani yazısının çok güzel yazılması meselesi vardır. Osmanlılar aşk ile şevk ile bu işi yapmışlardır, geliştirmişlerdir. Bizde meselâ en çok tutulan Kur'ân-ı Kerîm?ler, Kayışzâde Hâfız Osman tarafından yazılmış Hâfız Osman hattıdır. Sonra Kadırgalı Hasan Rızâ Efendi diyoruz. Bunların yazıları çok beğenilmiştir.

En makbul, hafızların kullandıkları nüshalar, baskılar med ve kasırlı, âyet ber kenâr meşhur hattatlar tarafından yazılmış nüshalardır. Âyet ber kenâr, Kur'ân-ı Kerîm'in safya satırlarının düzenli tutulması, ayetin yarıya dek kesilip öbür sayfaya taşmaması, sayfanın sonunda bitirilmesi hususundaki titizliği gösteren demektir. Yâni ayetler öyle sayfalardan taşmıyor. Sayfa sonunda bir istisnâsıyla bitiyor demektir.

Bizim, ben yakın zamanda basılmış Kur'ân-ı Kerîm nüshalarına da bakıyorum. Genç hattatlar içinde de, Allah razı olsun, bana kendi yazdıklarını hediye edenler de vardır. Çok güzel yazanlar, çok başarılı hattatlar vardır. Uluslararası ödül kazanmış olanlar vardır, Allah razı olsun.

Hind alimleri, yâni Hind kıtası, Pakistan, Doğu Afganistan, Hindistan... da yetişmiş çok büyük alimler tarih boyunca dinî ilimlere çok emek sarfetmişlerdir. Oralarda çok değerli, tertipli, böyle yan mâlumâtı, takviye edici mâlumâti çok güzel verilmiş mealler yazılmış, güzel baskılı Kur'ân-ı Kerîm?ler görülegelmektedir. Baskıları gayet güzeldir. Fakat onların yazıları bizim alıştığımız, gözümüzün sevdiği yazı üslûbundan farklıdır. Bizimkiler sanki bize daha zârif, daha ince, daha güzel yazılmış gibi geliyor.
Suud'da basılan son nüshalar bizim geleneksel bazı işaretlerimizi kullanmadıkları için, bizim halkımız tarafından okunurken bazı zorluklar çıkartabiliyorlar. Meselâ meddi gösteren çekme işareti dediğimiz işaretler onlarda yoktur. Ama onlar hatt-ı Osmânî dediğimiz, yâni Hazret-i Osman zamanında, kelimeler hangi harflerle yazılmışsa aynen o harflere riayet ederek Kur'an baskısına önem vermek bakımdan daha titiz davranmışlardır. Bizimkilerde, hatt-ı Osmânî'ye ilâve bazı harfler ekleyerek okumayı kolaylaştırmak düşünülmüştür.

Dünyanın çeşitli ülkelerinde çeşitli Kur'an baskıları oluyor. Bazıları da kafayı karıştırmak için, kendi fâsık, fâcir itikadlarına uygun olarak bazı kelimeleri çıkartarak, çeşitli yeni bir takım iddialarla Kur'an baskısına kalkışıyorlar, Tabii Kur'an konusunda dinleyicilerin, müslümanların titiz olması lâzım! Mühürlü, güzel Kur'ân-ı Kerîm nüshaları kullanmaya çalışmaları lâzım! Alimlerin tavsiye ettiği Kur'ân-ı Kerîm?leri okumaları lâzım

Picture of Cumali YAŞAR

Kur'ân-ı Kerîm'in Hatim Yapılması

by Cumali YAŞAR - Friday, 25 November 2011, 7:17 PM
 

Kur'ân-ı Kerîm'in başından okunup sonunda bitirilmesine, yani 114 sureyi okuyup, Fâtiha'dan başlayıp Kul eûzü birabbi?n-nâs'de bitirmeye hatim denilir. Hatim mühür demektir. Yani bir seriyi, diziyi tamamlayıp, sonra onu bağlamak, mühürlemek mânâsına geliyor. Kur'ân-ı Kerîm'in hatmi çok sevaptır. "Hatim indirildiği zaman yapılan dualar makbul olur." diye bir müjde olduğundan okuma bitince el açıp hatim duası yapıyoruz. Çünkü o zaman dualar makbul.

Peygamber Efendimiz Kur'ân-ı Kerîm'in hatmini tavsiye etmiştir. Bu hususta tavsiyeleri, meselâ her ayda bir hatim indirilmesi tavsiyesi vardır. Kur'ân-ı Kerîm bizim bölümlememizde otuz cüz olduğuna göre, her gün bir cüz okumak demektir. Arabî aylara göre 30 gün çeken aylarda otuz günde, 29 gün çeken aylarda da en sonuncuda iki cüz okuyarak otuz günde bitirmek olabilir. "25 günde bitirilsin. 20 günde bitirilsin. 15 günde bitirilsin. 10 günde bitirilsin." diye adamına göre tavsiyesi vardır.

Yedi günde bitirme hızlı okuyabilen bazı hafızlar için güzel bir usüldür. İşte o zaman, bir günde okunan miktara menzil deniliyor. Hind baskıları, Pakistan baskıları bu yedi günlük yerleri işaret etmişlerdir. Çünkü onlarda buna riayet eden alim çoktur. Sonra üç günde okuma vardır. Yâni bir günde on cüz okuyarak. Ondan daha hızlı okumayı Peygamber Efendimiz mânâsı anlaşılmaz diye, yâni takip edilemez diye tavsiye buyurmamıştır.

Bütün bu anlatılanlardan sonra "Biz şimdi ne yapalım? denilecek olursa; biz diyoruz ki, bunlardan ibret alalım, utanalım, kendi halimize bakalım. Hiç olmazsa Kur'ân-ı Kerîm'in günde bir sayfasını okuyalım. Bu bir safyasını okurken de mânâsını, mealini meal kitaplarından, tefsir kitaplarından takib edelim. Böylece hiç olmazsa bir senede bir hatim tamamlayalım diye tavsiye ediyoruz.
Demek ki sizler ve bizler, hem kendimiz öğreneceğiz; hem de çoluk çocuğumuza, hükmümüz altında olan insanlara Kur'ân-ı Kerîm'in okunuşunu öğreteceğiz. Bir de anlamını, ahkâmını, tefsirini öğreneceğiz ki, mûcebince amel edelim. Allahu Teâlâ Hazretleri ne buyurmuşsa, buyruğunu tutalım. Neden yasaklamışsa, yasakladığından kaçınalım. Böylece rızasını alalım, cennetine girelim, rıdvân-ı ekberine vâsıl olalım istiyoruz.

İnşaallah bütün okuyucular sayısınca, Türkiye sayısınca, Türkçe bilenler sayısınca Kur'an ehli insanlar çoğalır. Dinimiz kuvvetlenir, yayılır. Allah'ın dini cihana hakim olur. Allah'ın dini hakim olunca, ilim, irfan, ahlâk, merhamet, insanlık hakim olur. İnsanlar, alem-i İslâm, hattâ bütün cihan, bütün insanlar böylece saadete ererler.

Allahu Teâlâ Hazretleri içimize aşkını, şevkini versin. Kur'ân-ı Kerîm'e saygı ve sevgi versin. Kur'ân-ı Kerîm'e sımsıkı sarılarak güzelce okumayı, ahkâmını anlamayı, ahkâmına uymayı nasib eylesin.

Picture of Cumali YAŞAR

Kur'ân-ı Kerîm'in Okunması

by Cumali YAŞAR - Friday, 25 November 2011, 7:16 PM
 

Kur'ân-ı Kerîm okunması lâzımdır. Kur'ân-ı Kerîm'in okunması çok lüzumludur. Müslümanlar için büyük bir ibadettir. Çok yüksek bir zikirdir. Kur'ân-ı Kerîm'i okumak zikirdir ve çok sevaplıdır. Peygamber (sas.) Efendimiz bu hususta pek çok teşviklerde bulunmuştur. Kur'ân-ı Kerîm'in yüzüne bakmak bile sevaptır. Yâni insan okuma bilmese bile, bu Allah'ın kelâmıdır diye yüzüne baksa, sevap kazanır. Şeyh Edebâlî'nin evine misafir giden Osman-ı Gazi Hazretleri?nin Kur?an?a olan saygısından dolayı sabaha kadar uyumadan el pençe divan durmasından dolayı neslinden çok büyük bir devlet meydana gelmiş ve cihana hakim olmuştur. Yâni Kur'ân-ı Kerîm'e zahiren bile saygının çok faydası var. Kur'ân-ı Kerîm'i sevmek, Allah'ın ismini sevmek, hürmet etmek dahi insana çok sevap kazandırır. Kur'ân-ı Kerîm 'in yüzüne bakmak çok sevaplıdır. Sırf yüzüne baksa bile sevap kazanır insan.

İnsan babasının yüzüne, anasının yüzüne baksa sevap kazanır. Kur'ân-ı Kerîm'e baksa sevap kazanır. Kâbe-i Müşerrefe'ye baksa sevap kazanır. Saygıyla, sevgiyle, muhabbetle, "Bu bana dinimi öğretiyor." diye hocasının yüzüne baksa sevap kazanır. Deryaya baksa, denizin enginliğini düşünüp "Sübhânallâh, tebârekâllâh!" diye Allah'ın birliğini düşünse, sevap kazanır.

Kur'ân-ı Kerîm'in değil okunması, ona bakılması bile sevaptır. Ama okunduğu zaman, sevap çok daha fazla olur. Hattâ Allah-u Teâlâ Hazretleri her harfine on hasene verir. Hasene de büyük sevaptır. Allah, insanın bir hasenesini lütfuyla, keremiyle kabul ederse, o sebeb-i duhûl-u cennet olur
O bakımdan Kur'ân-ı Kerîm tilâvet ve kıraatine -tilâvet-i Kur'an, Kur'ân-ı Kerîm okumak; kıraat, o da okumak. İkisi de kullanılıyor- çok önem vermemiz lâzım ve okumaya müdâvim olmamız lâzım! Harflerini öğrenip okumamız lâzım. Kur'ân-ı Kerîm okunurken tertîl ile okunur. Tertîl ile okumak, Kur'ân-ı Kerîm'in kendine mahsus bir güzel edâ ile okumaktır. Sahabe-i kiram öyle okumuşlardır. Peygamber Efendimiz öyle okumuştur.Yâni Kur'ân-ı Kerîm düz bir konuşma gibi, bir nutuk gibi okunmaz. Bir güzel edâ ve sedâ ile okunur.

Lahn-i Arab üzere okunması, yâni Arap'ın üslûbuna, şîvesine göre okunması, hüzünle okunması; ehl-i kitâbın kendi kitaplarını okudukları gibi değil de, daha böyle bir ciddî, vakarlı, dokunaklı şekilde okunulması, hattâ okunurken ağlanması, ağlanamazsa ağlar gibi olmak tavsiye buyrulmuştur.

Picture of Cumali YAŞAR

Kur'ân-ı Kerîm'in Yazılması

by Cumali YAŞAR - Friday, 25 November 2011, 7:09 PM
 

Kur'ân-ı Kerîm ayetleri hazerde veya seferde, yâni şehirde otururken veya seyahat halindeyken veya savaş halindeyken, nerde inmişse derhal o zamanda yazılmıştır. Peygamber Efendimiz'e vahiy gelince, vahiy kâtipleri onu hemen Efendimiz'in emri üzere yazıya geçirmişler ve hemen ezberlemişlerdir. Arapların o zekâsı, hafıza kuvvetiyle bir anda aşk ile, şevk ile, inen ayetler ezberlenmiştir. Böylece Kur'ân-ı Kerîm hafızları çoktu Peygamber Efendimiz'in zamanında.

Sonra bu hafızlar -o zaman kurrâ deniliyor- kıraat ilminde maharet kazanmış hafızlar savaşlarda şehid olmaya başlayınca, bir tehlike belirdi. "Bunları bilenler azalırsa o zaman tehlike olur." diye Ebûbekir Sıddîk Efendimiz (ra.) zamanında ilmî bir heyet kuruldu ve bu heyet tarafından Kur'ân-ı Kerîm bir cild haline, bir mushaf hâline getirildi. Halka da okununca, herkes tarafından da tasvib gördü.

Sonra Hazret-i Osman (ra.) zamanında bu ana nüshadan, yâni bir cilt haline getirilmiş Kur'ân-ı Kerîm'den yeni nüshalar yazılarak, genişleyen İslâm diyarlarına, çeşitli vilayet merkezlerine bu Kur'ân-ı Kerîm?ler gönderildi.
Bunların hâlen elimizde bazıları mevcuttur, müzelerde muhafaza edilmektedir. Kur'ân-ı Kerîm hiç bozulmadan yazılmış ve tâ Peygamber Efendimiz'in zamanından bu zamana kadar korunmuştur. Çünkü Allahu Teâlâ Hazretleri korumayı kendisi vaad etmiştir. Yâni kıyamete kadar Kur'ân-ı Kerîm korunacak, ahkâmı bilinecek. Ahir zaman geldiği zaman, yâni dünyanın bozulması, kıyametin kopma zamanı geldiği zaman, hadis- i şeriflerde, "Kur'an-ı Kerim ayetleri böyle vızıldayarak uçacak." deniliyor. Bu bir hakikat de olabilir. Yâni Allah-u Teâlâ Hazretleri kâdirdir. Kur'ân-ı Kerîm'in ayetleri bozulmuş olan insanlığın arasından çekilip alınacak. Ya da Kur'ân-ı Kerîm'in ahkâmına hiç kimse kulak asmamağa, Allah'ın emirlerini dinlememeğe başlayacak diye bir işaret de olabilir. Yâni Kıyamete kadar Kur'ân-ı Kerîm'in korunacağı Allah tarafından bildirilmiş, korunacak.

Bu Kur'ân-ı Kerîm?ler ilkönce vahiy katiplerinin ellerindeki mevcut malzemeye yazılmıştır. Katiplerin elinde bez varsa beze, deri varsa deriye, geniş bir hayvan kürek kemiği varsa kürek kemiğinin -düz olduğu için- üstüne, kağıt diyebileceğimiz üzerine yazılabilen ne tür malzeme varsa, onlara yazılmıştır.

Picture of Cumali YAŞAR

Kur'ân-ı Kerîm?e Secavendlerin Konulması

by Cumali YAŞAR - Friday, 25 November 2011, 7:11 PM
 

Ayetler içlerinde anlam bakımından nerede durulursa iyi olur, nerede durulursa mânâ bozulur, nerede durmak câizdir, nerede durmamak lâzımdır? diye duraklama yerlerinin vasfını belirten işaretler de taşırlar. Bunlar meselâ; (? ) mim mutlaka durulması gereken yerdir, (? ) tı durulabilen yerdir, (? ) cim câiz olan yerdir; ama (?? ) lâ durulmaz. (? ) Kaf ve(?? ) kıf gibi çeşitli duraklama işaretleri kullanılmıştır. Bunlara hurûfu secâvendiye deniliyor. Bunlar da Kur'ân-ı Kerîm'in güzel okunması, anlam bütünlüğü içinde okunması bakımından faydalı işaretlerdir.

Bizim bu zamanda kullandığımız Kur'ân-ı Kerîm?lerde okunuş hatalarını engellemek için (?? ) med ve (???) kasır işaretleri de kullanılmıştır. Aynı harflerle yazılan heceler bazen uzun, bazen kısa okunur. Bunu Arapça bilenler kendileri çıkartırlar ama Arapça bilmeden Kur'ân-ı Kerîm okuyanlar için böyle bir işaret gerekmiştir. Onun için bazen kelimenin üstünde kısa okunacak diye bir kasır işareti vardır. Bazı uzun okunması gereken yerde de med işareti kullanılmıştır. Bunlara da med ve kasır işaretleri diyoruz.

Baskı hatalarını engellemek için, keyfî baskılar, ticârî baskılar yapılıp da Kur'ân-ı Kerîm'in ciddiyetine halel gelmesin diye, bozuk nüshalara yer vermemek için, tedkîk-i mesâhif heyetleri, Kur'ân-ı Kerîm?leri tedkik eden heyetler kurulmuştur. Bunlar çok titizlikle çalışmışlardır. Yâni en küçük bir işaret bozukluğunu, hareke bozukluğunu dahi hemen düzelttirirler, bastırtmazlar ve onu piyasaya sürdürmezler. Mühür vururlar. Bu da Kur'ân-ı Kerîm'e saygıdan kaynaklanan bir titizliktir.


Page:  1  2  (Next)
  ALL