Facebook
Twitter
Kab Google Plus
23.08.2014
27 Sevval 1435
Giriş Yap   Kayıt Ol

Kullanıcı Girişi

Kullanıcı Adı
Parola
Beni Hatırla

Yeni Kullanıcı

Yıldız (*) olarak işaretlenmiş alanlar gereklidir.
Adınız
Kullanıcı Adı
Parola
Parola Tekrar
E-Posta
E-Posta Tekrar
Güvenlik Kodu

Kur'an'da Ara

Sure Seç

     

Makaleler

Anne Babama Söz Veriyorum

Sevgili çocuklar,

Yüce Kitabımız Kur’an-ı Kerim, bizler için İnsan Kullanım Kılavuzu. Bütün hayatımızda ona ihtiyaç duyar, onu okuyup gereğini yerine getirmekle gerçek mü’min oluruz. Rabbimizden bize,Yüce bir Mesaj olarak gelen; Kur’an-ı Kerim’i öğrenip, metnini ve anlamını çok okuyacağız.İyi anlayacağız ve gereğini yapacağız. Böylece dünyadaki yaşamımızda mutlu insan olabiliriz.

Devamını oku: Anne Babama Söz Veriyorum

Kur’an Sûrelerindeki Hassalar

 

Şimdi sana Kur’ân-ı Azîmüşşân’daki[1] sûrelerin hassasından[2] bir nebze bahsedeceğiz. Kur’ân-ı Kerîm’in hassaları sayılmakla bitmez. Geçmiş büyüklerimizden naklolunan hassaları biz de size izah etmeye çalışacağız.

 

Kur’ân-ı Azîmüşşân’dan her gün bir hizib[3] veya daha ziyadesini hatm-i şerîf niyetiyle okuyanın, bi-lütfullâhi Teâlâ bütün hassalara nail olacağına asla şüphe yoktur.

 

1. Fâtiha sûresini her kim, vird edinip[4] devam ederse, Cenâb-ı Hak onu dünya ve âhiret cümle maksutlarına nail buyuracağı gibi bütün âfâtlardan[5] da hıfz[6] eder. Herhangi bir hastaya yazıp suyunu içirseler Allahu Teâlâ’nın izni ile şifa bulur. İmam Ali ve İmam Gazâlî’nin Fâtiha-i Şerîf hakkında çok medh[7] ü senâları vardır.

 

Sabah namazından sonra otuz kere, öğle namazından sonra yirmi beş kere, ikindi namazından sonra yirmi kere, akşam namazından sonra on beş kere ve yatsı namazından sonra ise on kere okumak suretiyle –ki hepsi yüz eder- büyük lütuflara nail olunur. Mâlumdur ki Fâtiha sûresi şifadır. Böyle yüz kere okununca şifa üstüne şifa olur. Bunu yapanlar hem maksatlarına erişmiş ve hem de Hakk’ın hıfz u himayesine girmiş olurlar gaflet etmemeni tavsiye ederim!

 

2. Bakara sûresini her kim devam ederek okursa, Allahu Teâlâ o kulunu sihirbazların sihrinden korur ve kula sihir asla tesir etmez.

 

3. Âl-i İmran sûresini her kim üç defa okursa, imkân bulamadığı, ödemek istediği halde sahibi ile irtibat  kuramadığı kul borcundan kurtulur ve ummadığı yerden mallar gelir.

 

4. Nisâ sûresini erkek ve kadın, her kim okursa Hak Teâlâ aralarını ıslah eyler ve onlar da güzel geçinir.

 

5. Mâide sûresini kırk defa okuyan kimselere Cenâb-ı Allah çok rızık, mal ve makam ihsan eder.

 

6. En’am sûresini kırk defa okuyan kimselerin muğlak, karmaşık işleri lâyıkıyla çözülür ve düşman şerrinden muhafaza olunur.

 

7. A’raf sûresine devam eden âhiret azabından emin olur.

 

8. Enfâl sûresini yedi defa kıraat eden zindandan halâs olur ve şerlerden emin olur.

 

9. Tevbe sûresini on yedi kere okuyan her ne hâcet dilerse Hak Teâlâ kabul buyurur, fena kimselerden ve hırsızların şerrinden emin olur.

 

10. Yunus sûresini her kim yirmi kere okursa Hak Teâlâ onun düşmanına fırsat vermeyip şerrinden emin olur.

 

11. Hûd sûresini her kim üç kere okursa hâcetleri meydana gelir ve kendisi de denize batmaktan emin olur. Vapur yolcularına tavsiye olunur.

 

12. Yusuf sûresini her kim okursa hasretine kavuşur ve herkesin gözüne şirin gözükür.

 

13. Ra’d sûresini her kim okursa çocukları cin ve perilerin şerrinden muhafaza olunur. Gece ağlayan çocuklar için tavsiye olunur.

 

14. İbrahim sûresini her kim yedi defa okursa Hak Teâlâ düşmanına fırsat vermez. Ayrıca ana ve babasının rızasını kazandırır.

 

15. Hucurât sûresini üç kere okuyan kimselerin alışverişini Hak Teâlâ berekeklendirir. Ticaret sahiplerine tavsiye olunur.

 

16. Nahl sûresini her kim yüz kere okursa düşmanına galip olup bütün maksatlarına erişir.

 

17. İsrâ sûresini yedi kere okuyan gammaz[8] ve hasûd[9] kimselerin şerlerinden emin olur. Ve yazıp suyunu küçük çocuklara içirseler çocukların dilleri fasih olur. Konuşamayanlara ve kekemelere tavsiye olunur.

 

18. Tâhâ sûresini her kim yirmi bir kere kız evladı üzerine okusa bi-lütfullâhi Teâlâ bahtı açılıp sâlih ere nasip olur.

 

Kardeşim!

Bunları yazmak suretiyle, gayemiz olan, Kur’ân-ı Azîmüşşân’ın sayısız nimetlerinden, lütuflarından bazıları sizlere açıklamış olmak vazifesini îfâ ediyoruz.[10] Diğer sûreler de buna benzer binlerce fezâili[11] câmi[12] olduğundan, ihlas ile Kur’ân-ı Azîmüşşân’ı okumaya devam ettiğin müddetçe Cenâb-ı Hakk’ın sayısız lütuflarına mazhar olursun. Sakın sen başka okuyanlara bakıp da onları örnek alma! Okunan kitap Allah’ın Kitabı’dır, onu Allah için okuyanlar ecir alırlar, para için okuyanlar ise para alırlar!

 

Sonra Kur’an’ı başkaları beğensin diye çeşitli kılıklara sokmaya kalkma. Sade ve lahn-i Arabî[13] ile okunan Kur’an, makbûl-i ilâhî olur. Gerek Kur’ân-ı Azîmüşşân’ın tilavetinde ve gerekse tarikatlerin gösterdikleri zikir ve tesbihlerde en çok dikkat edilecek şey ihlas ile olmasıdır.

 

Mehmed Zahid Kotku (r.aleyh)[*]

 

www.kuranimiz.net

 

 


[*] Mehmed Zahid Kotku, Nefsin Terbiyesi, Server İletişim, İstanbul 2011, 2. Baskı. s.367-370.

[1] Azîmüşşân: Şanı yüce, pek değerli anlamında sıfat.

[2] Hassa: Bir şeye veya bir kimseye mahsus olan, yalnız ondan bulunan hal, keyfiyet.

[3] Hizib: Bölüm, kısım. Kur'ân-ı Kerîm'in her cüzünün beş sayfalık bölümü.

[4] Vird edinmek: Dilinden düşürmemek, hep tekrar etmek.

[5] Âfât: Afetler, musibetler, belalar.

[6] Hıfz: Koruma, saklama, muhafaza etme.

[7] Medh: Bir kimse veya bir şeyin iyiliklerini, üstün niteliklerini söyleyerek, değerini yüceltme, övme, övgü, sena.

[8] Gammaz: Söz taşıyan, laf yetiştiren, fitleyen (kimse), kovucu.

[9] Hasûd: Çok kıskanç, hased eden, kıskanan.

[10] Îfâ etme: Bir işi yapma, yerine getirme, iş haline koyma, icra. Ödeme.

[11] Fezâil: Faziletler.

[12] Câmi: Toplayan, toplayıcı, bir araya getiren, cemeden. Kendisinde bulunduran, içine alan, ihtiva eden, ihata eden.

[13] Lahn-i Arabî: Arapça okuyuş.

 

Kur’ân-ı Azîmüşşân’ı Anlamaya Çalışmak

 

 

Kur’ân-ı Azîmüşşân’ın[1] harfleri, kelimeleri ve cümleleri çok mukaddestir. Onu hergün okumak, onun yüzüne bakmak ve ezberimize almaya çalışmak, hepsini olmazsa bile, mümkün olduğu kadarını muhakkak ezberlemeye gayret etmek, hiç şüphesiz hepimizin başta gelen vazifelerimizden biridir. Zira Kur’ân-ı Azîmüşşân, varlıkların sahibi, mülkün sahibi, bütün varlıkları hiç yoktan yaratan Allahu Teâlâ’nın bize gönderdiği bir kitaptır. Allahu Teâlâ’nın hayır murad ettiği kullarını dinde fakih kılacağını va’d buyurduğu vechile, din Kur’an olduğu için, Kur’an’ı bilmek ve anlamak her mümin ve muvahhidin birinci vazifesidir.

 

Remzi lugatında fıkhın tarifi şöyle yapılmıştır: “Bir şeyi zihin ve fetânetle gereği gibi anlayıp bilmek manasınadır.” denilmiştir.  Bu ehemmiyetine binâen ilim, din ve şeriata da fıkh denilmiştir. Bu da hukuk ve farzlara dairdir. Usul ve fürû-u Kur’an ve hadis tefsirleri de fıkhın manaları dahilindedir. Bundan dolayı Kur’an’ı bilmemek veya anlamamak dinini bilmemek demektir. Onun için müslümanın ve müminin ilk vazifesi inanıp iman getirdiği kitabını bilmeye çalışmaktır. Çalışmak da, yalnız sathî bir manayı bilmekle olmaz. Onun en ufak inceliklerini gayet güzel tetkik edip, İslam dininden başka bir dinin sıhhatli ve muteber olmadığını anlayıp ona çok güzel bir şekilde tam manasıyla sarılmanın lüzumunu anlamalıdır müslüman. Bu husus bir hadis-i şerifte; “Sizin en hayırlınız, Kur’an’ı öğrenip sonra öğreteninizdir.” buyurulmuştur. Zira bütün ilimler, hatta dünyadan başka ahirete tealluk eden ilimler de Kur’an’dadır.

      

Kur’an’ı öğrenen kimse dünyanın da, ahiretin de en mesud insanıdır. Bu dünyanın bütün saltanatının sona erdiği ölüm günü, hiç bir kimseye, kazandığı dünya lezzetlerinin bir faydası olmayacaktır. İsterlerse senin kabrini altından yaptırsınlar ve senin cenazene dünyanın çelenklerini gönderip, şanlı şöhretli kaldırsınlar, bunlar ancak senin kazandığın vebal ve günahlarını sırtında taşıyıp, ahirete onlarla gideceğini gösterir. Artık oradaki hesabın kim bilir ne olur

 

Halbuki Kur’an, dünyanın nuru, ışığı olduğu gibi ahiretin de nuru, ışığıdır, aynı zamanda şefaatçisidir. Hem de şefaati katiyyen reddolunmaz. Bunca senelerden beri okunur da, ne okuyana ne dinleyene bir fütur gelmez ve geldiği hiç görülmemiştir. Durmadan hergün okunan hiç bir kitap gördün mü? Tabii hayır. İşte bu sana yetmez mi? Okudukça insanın zevki, neşesi artar, okudukça okuyası gelir, bunu kimse inkar edemez. Zira Kur’an bir mucizedir. Mucizesi de kıyamete kadar bakidir. Diğer mucizeler ise böyle değildir. Amma ne yazık ki, bizim bugünün bilginleri birkaç yabancı dil bilirler, çok yüksek ve mümtaz makamlara da sahip olurlar, herkes tarafından hürmet ve saygı da görürler amma, maalesef, bununla beraber ne dinlerini ne de dinin esasları olan  Kur’ân-ı Azîmüşşân’ı bilirler. Hatta onu okumaktan da acizdirler. Biraz okuyabilenleri de, başını gözünü yararak okurlar. Bununla da kalmaz, bir de dinine, kitabına dil uzatmağa kalkarlar, maazallah.

 

İşte, Kur’an kurslarının ikide birde basılıp kapatılması acaba neden ileri geliyor? Herhangi bir dili öğrenmek için kimseden izin almak lazım değil de, Kur’an öğrenim ve öğretimi neden izne tabi olsun? Halbuki her bilenin bildiğini bilmeyene öğretmesi, müslümanlığının olduğu kadar insanlığının da iktizası değil midir? Öyleyse niçin Kur’ân-ı Kerîm öğrenimi yasak olsun? Bunu anlayamayan kimse bilmem nasıl müslümandır?

 

Kur’ân-ı Azîmüşşân’ın manalarını bildiren birçok tercümeleri vardır. Fakat hükümlerini, ancak ilmihal kitaplarından her mümin öğrenebilir. Maamafih, hiç bir surette manasına aşina olamayan bizim gibi kimseler, Kur’ân-ı Azîmüşşân’ı okudukça, her harfi için en az on sevap alırlar. Bu okumaların, müzakerelerin yapıldığı yerlerde veya buna benzer tefsir, izah ve vaaz gibi meclislerde bulunan müslümanlardaki nur ve manevî güzel kokular sebebiyle, derhal böyle meclisleri aramakta olan melekler tarafından etrafları ta semaya kadar ihata olunur. Üzerlerine sekîne, vakar, saadet ve kabul alametleri nâzil olup, kendileri de rahmet-i ilâhîyeye gaşyolunurlar. Bir de üstelik melâike-i kirâm tarafından, bizim Kabe-i Muazzama’yı tavaf ettiğimiz gibi, tavaf edilirler. Bunları, Hakk celle ve alâ indindeki meleklere zikir eder ve över. Bakın benim ne güzel kullarım da var, benim gönderdiğim kitabı nasıl aşk ve şevkle okuyorlar diye medh ve senâ buyurur. Bu, onlardan razı olduğunun alametidir.

 

Öyle ise aziz kardeş, her zaman Allah’ın kitabını elinden bırakma. Gece de gündüz de daima okumaya çalış. Manasını bilmiyorum deme. Bizim bazı büyüklerimiz onu hergün hatmederlerdi. Bahusus imamımız İmam-ı Azam Ebû Hanîfe (r.aleyh) Ramazân-ı Şerîf’te , bir gündüz bir de gece birer hatim okur ve bir de teravih namazını hatimle kıldırırmış. Böylece bir ayda 61 hatim inerlermiş. Bazı zatların hayatında 7000 hatim indiği rivayet olunur. Geceleri de, Hakk’a ibadet için hiç uyumazlar, sabahlara kadar, hem de ağlayarak, büyük bir aşkla ibadet ederlerdi ve Hakk’ın sevgili bir kulu olmaya çalışırlardı.

 

 Çok aziz ve muhterem kardeşim, sen de katiyyen ihmal etme de, hem kendin oku, hem de bütün aile fertlerinin titizlikle üzerinde durarak, onları da okut. Yalnız dünya bilgilerini vermek için çalışıyorsan, nafile. Asıl ebediyyen faydası olacak olan bu Kur’an’ı öğret ve üzerinde durarak tatbikine sa’y ve gayret eyle. Allah’ın namaz, oruç,  zekat, hac, doğruluk, sadakat, cömertlik, şecaat, iffet, haya, kanaat, istikamet vs. gibi emilerini ailene yaptırmaya çalış. Bunlara mukabil de yasakların terkiyle beraber, bilumum içki, kumar, zina, hırsızlık, yalancılık, şehvetperestlik, ana ve babaya isyan ve büyüklere karşı hürmetsizlik, hayasızlık gibi şeylerden de uzak durmalarına çok dikkat etmenizi ve bu hususta en ufak bir müsamahanızın bile pek büyük zararlar getireceğini bilip öğretmeniz gerekir. Bahusus daha onlara, çocukluk sıralarında bile mesuliyet duygusunu aşılayıp, yaramaz arkadaşlar edinmelerine ve yaramaz yerlere gitmelerine katiyyen göz yummamalısınız. Hem şunu da pek iyi bilmelisiniz ki, Kur’an okumak suretiyle  Hak Sübhanehû ve Teâlâ ile olan meşguliyet ve ünsiyetten nâşi, muhtaç olduğun hayatî ihtiyaçlarını da, Cenâb-ı Hak, sen onları istemeden esbabını halkederek, yalvaranlardan daha iyi ve daha alasını ihsan eder.

 

Sonra, Kur’an okuyanlara Cenâb-ı Hak ayrıca üstün mertebeler vermekle beraber, hem kendisini Kur’an’ın şefaatine nâil kılar, hem de kendisini başkalarına şefaatçi kılar. Bu gibilerin öncüsü olarak onları cennete ithal eder. Bundan dolayı, bütün hayırların başı takvayı elden bırakma ve Kur’ân-ı Azîmüşşân’ın tilavetine devam eyle. Bu senin için dünyada  nur ve ahiretinde de hazır birikmiş ve toplu bir sevaptır. Kur’ân-ı Kerîm’i okuyan ve onunla amel eden insanların ana ve babasına, kıyamet gününde güneşin ziyasından daha parlak taç giyidirilir. Bu mükafatın, sırf çocuklarının Kur’ân-ı Kerîm’e olan devamlarından dolayı olduğu da kendilerine hatırlatılır.

 

Ahiret aleminde iki kişiye çok gıpta edilir ve onların hallerine herkes imrenir. Onların hallerini görenler: “Ah, ben de böyle olabilseydim!” diye üzülürler. Birisi, gece gündüz daima Kur’ân-ı Kerîm okuyan bahtiyarlar, birisi de, Cenâb-ı Hakk’ın ihsan ettiği mal ve servetten gece gündüz durmadan, korkmadan tasadduk eden, fakir fukaraya ve muhtaçlara, hayırlı yerlere veren kimselerdir ki, dereceleri, makamları herkes tarafından gıpta edilir ve hasreti çekilir.

 

Kıyamet gününde herkes korku ve dehşet içindeyken, üç kişiye azap, korku ve hüzün olmayacaktır. Bunlardan birincisi, Allah rızası için Kur’an okuyanlar, ikincisi, kendisinden cemaatinin razı olduğu imamlar, üçüncüsü de, beş vakit namazda Ezan-ı Muhammedî’yi okuyup cemaati camiye davet eden bahtiyarlardır ki, herkes kurtuluncaya kadar, her tarafı misk ve amberle yapılmış yüksek mevkilerde i’zâz ve ikramla halkı temaşa etmektedirler. Acaba bu devleti, saadeti ve saltanatı bulmak mümkün olur mu dersiniz? Bunlardan birisi de, iş güç sahipleri olup, gerek kendilerinin ve gerekse başkalarının  hizmetinde oldukları halde Mevlâ-yı Müteâl Hazretleri’nin hizmetini terk etmeyenlerdir.

 

En efdal amelin namaz olduğu unutulmamalıdır. Namaz kılan insanın, namazda olduğu müddetçe bütün hayır hasenat onun başına yağar, dökülür. Bilirsiniz ki, namazda, Kur’an okunur. İşte, Allahu Teâlâ’ya kulunu en yakın kılan şey de Kur’an’dır. Kur’an okuyanlara kıyamet gününde Kur’an şefaat ederek, cennet elbiseleri ve keramet taçları giydirilecek ve Hak Teâlâ’nın o kulundan razı olması istenecek, o da bildiği ve okuduğu kadar sevap derecelerine nail olacaktır. Onun için bizlere “Kur’an’ı öğreniniz ve okuyunuz” buyurulmuştur. Zira Kur’an okuyanlar misk kokularıyla kokarlar. Peygamberlik derecesine en yakın olanlar da Kur’an ehlidir.

 

Binaenaleyh, hiç bir Kur’an sahibine yakışmaz ki, cahillerin hareketlerinden hiçbiri ile hareket etmesinler. Onlara yakışan sadakat, istikamet, iffet, hayâ, kanaat, sükut, huzur, şecaat, semahat, cömertlik, herkese daima yardım ve hizmet, hürmet, saygı, kendini katiyyen büyük görmemek, daima abdestli namazlı olmak, Kur’an’ı okurken de gayet edeple diz üzerine ve kıbleye karşı oturarak, ağır ağır, sanki Resûlüllah Efendimiz’in huzurlarında okuyormuşsun gibi huzur ile okumaya dikkat etmek, okurken mümkün olduğu kadar dünya kelamı etmemeye çalışmak, katiyyen abdestsiz eline almamak, mümkün olduğu kadar mutlaka erbabından ders almak, oldukça güzel okumaya çalışmak, sonra dünya menfaatleri için okumaya zinhar alışmamak, mûsikî ahenklerine benzetmekten sakınmak lazımdır. Sonra bütün emeklerin boşa gideceğini unutmamak lazımdır.

 

İyi bilesin ki,  Kur’ân-ı Azîmüşşân Allah Teâlâ’nın kitabıdır, kullarına lütuf ve ihsanıdır. Zira Allahu zü’l-Celâl’i ancak Kur’an vasıtasıyla bilebiliriz. Ona ancak Kur’an vasıtasıyla gidilir. O Kur’an açık ve parlak bir nurdur. Herkese şefaati dokunan bir şifa kaynağıdır. Kendisine yapışanları daima korur. Ona uyanlar dünya ve ahiret selametine erişirler. Katiyyen eksikliği veya fazlalığı yoktur. Esrarı bitmez ve kendisine hiç eskime gelmez. Binaenaleyh ona sarılınız ve onu çok okuyunuz. Sabahleyin kalktığınızda ve akşam yatarken, muhakkak hem namaz kılarak hem de Kur’an okuyarak yatınız. Sakın ha, abdestsiz, namazsız ve Kur’an’ı okumadan yatmayın.  Zira abdest ve namazla ve Kur’an’ı okuyarak yatarsanız sizinle bir de melek yatar ve sizin her nefesinize ve her kımıldamanıza sevap yazar. Ve her türlü afetlerden ve zararlardan sizi korur. Çünkü Kur’an okuyanlar ve onu bilip, öğrenip amel edenler Allahu Teâlâ’nın has ve sevgili kullarından olmakla beraber, ana ve babasına da kıyamet gününde güneş ziyası gibi parlayan taç giydirilir. Cennet hil’atlerinden elbiseler giydirilir. Bu mükafaatın sırf çocuklarının Kur’ân-ı Kerîm’i okumasından dolayı olduğu da kendisine bildirilir. Bir de Kur’ân-ı Kerîm’i okuyanlar bunamazlar, şuurlarını kaybetmezler. Bakınıza, Kur’ân-ı Kerîm’in bir ayetini öğrenmek için sabah dersine gitmek, yüz rekat nafile namaz kılmaktan ve bir ilmî meseleyi öğrenmek için yine sabah dersine gitmek bin rekat nafile namaz kılmaktan hayırlı olduğunu da zikrederler ki, bunların hemen hepsi, et-Terğîb ve’t-Terhîb adındaki hadîs-i şerîf kitabının ikinci cildinin,  Kur’ân-ı Kerîm’i öğretme ve okuma bahsinden hülasa edilerek alınmış olduğundan, kardeşlerimin hata ve kusurlarımızı afv ve müsamaha ile karşılayarak, Kur’an yolunda yaşamalarını ve Kur’an yolunun yaşanmasına  ellerindne geldiği kadar çalışmalarını candan rica eder, Hâlık-ı zü’l-Celâl’in tevfik ve inayetini dilerim.

 

Ve’s-salâtü ve’s-selâmü alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ecmaîn ve’l-hamdülillâhi Rabbi’l-‘âlemîn...

 

Mehmed Zahid Kotku (r. aleyh)[2]



[1] Azîmüşşân: Şanı yüce, pek değerli anlamında sıfat.

[2] Tasavvufî Ahlak, Seha Neşriyat, İstanbul 1991, IV, 238-243.

 

 

Kur'ân-ı Kerîm: İnsan Kullanım El Kılavuzu

 

Kur’ân-ı Kerîm'in önemi ve değeri tarif edilemeyecek kadar büyüktür. Bu hususta selef-i sâlihînimiz, büyük alimlerimiz pek çok eser telif eylemişler, Kur’ân-ı Kerîm'in faziletini anlatan ciltlerle kitaplar yazılmıştır.

 

Kur’ân-ı Kerîm, alemlerin Rabbi Allah-u Teâlâ'nın hak kelâmıdır ve biz müslümanlara en muazzam lütfu ve ikramıdır. Kur’ân-ı Kerîm çok büyük bir nimettir. Cebrâil'in indirdiği, Cenâb-ı Hak katından Muhammed-i Mustafâ’sına inzal eylediği, en mukaddes kitabı ve insanlığa tahrifât ve tezvirâttan korunmuş en sonuncu ve en sağlam hitâbıdır. Allah kelâmıdır, en sonuncu ilâhî kitaptır. Bozulmamış ilâhî kitaptır, tahrifata uğramamıştır, bir harfi bile değişmemiştir. En sağlam hüccettir bizler için.

 

Onda bizden önceki ümmetlerin halleri, kıssaları, hikâyeleri; bizden sonra dünyanın ve insanların başına geleceklerin, ahiretin, olacak olanların haberi vardır. Hangi dinin, inancın, dünyadaki hangi kavmin ne kusuru olduğu, Allah katında makbul ve doğru inancın nasıl olması gerektiği onda belirtilmiştir. O bakımdan insanlığın kurtarıcısıdır.

 

O, cennetin nasıl kazanılacağını, cehennemden nasıl kurtulunacağını kesin çizgilerle beyan eder. Allah-u Teâlâ Hazretleri, onu terkedenin kemiklerini kırar, belini kırar. Doğru yolu onun dışında arayanı, bu küstahlığından dolayı dalâlete dûçâr eder. Ona sırt çevireni, cehenneme düşürür. Onu rehber edineni de, cennete götürür.

 

O, Allah'ın habl-i metîni, nûr-u mübîni, zikr-i hakîmi ve sırât-ı müstakîmidir. Bu kelimeler hadis-i şeriflerden alınmıştır. Habl-i metîn, kuvvetli ipi demek. Yâni çukura düşmüş bir insanın sarılıp da ordan çıkartılmasına, kuyuya düşmüş bir insanın çıkartılmasına sebep olan kuvvetli bir ip gibi. Nûr-u mübîni, ortalığı aydınlatan nurudur. Zikr-i hakîmi, hikmet dolu zikridir. Ve sırât-ı müstakîmidir, yâni Kur'an yolu Allah'ın doğru yoludur.

 

Kur’ân-ı Kerîm zenginliktir, hazinedir. Rehber ve kılavuzdur. Deva ve şifâdır. Şefaati makbul bir şefaatçidir. Allah katında yerler ve göklerden ve onların içindeki tüm varlıklardan daha sevgili ve daha sevimlidir. O hidayet güneşidir, kurtuluş vesilesidir. O başlara tâc, dertlilere ilâçtır. Gözlere nûr, gönüllere sürûrdur.

 

Onu öğrenen, öğreten, okuyup ahkâmını uygulayan kimseyi bizzat Resûl-ü Ekrem ve Nebiyyi Muhterem sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri elinden tutup, ona delil olup cennete sevkedecektir. Hadis-i şerifte Peygamber Efendimiz bizzat kendisi böyle vaad etmiştir. İslâm'ın korunması, imanın ve itikadın sapıtmaması, fikirlerin darmadağın dağılmaması ondandır, onunladır, insanlar ona sarıldığı zamandır.

 

Onu bilen ileriye gider, maddeten ve mânen yüksek derecelere yükselir. Onu uygulayan Allah'ın rızasına erer, büyük mükâfatlar kazanır. Onunla hükmeden adâletle hükmetmiş olur. Adâlet işlemiş olur. Ona sımsıkı sarılan fitnelerden korunur ve kurtulur. Onda derinleşen, ulûm-u evvelîn ve âhîrîne kavuşur.

 

 

Prof. Dr. Mahmud Es’ad Coşan (R. Aleyh) [1]

 


 

 

Rahmân’ın Has Kulları...

 

Gökte burçları yaratan, içlerinde ışık saçan bir kandil, bir güneş ve  yansıtıp aydınlık veren bir ay var eden Allah’ın şânı yücedir. O, düşünüp öğüt almak isteyen veya şükretmek dileyenler için, gece ile gündüzü birbiri ardınca getirendir. 25/61-62
 
 
 
 
 
 

Rahmân’ın has kulları kimlerdir?

 
* Onlar, yeryüzünde mütevazi bir şekilde yürürler ve cahiller kendilerine laf atarsa tartışmayıp: “Selametle, hoşça kal.” deyip giderler.
 
* Onlar, gecelerini Rablerine secde ederek ve kıyamda durarak geçirirler.
 
* Onlar: “Ey Rabbimiz! Cehennem azabını bizden uzak tut, çünkü onun azabı devamlı bir azaptır. Doğrusu o cehennem, ne kötü bir karargâh, ne kötü bir makamdır!” derler.
 
* Onlar, harcadıkları zaman israf etmezler, cimrilik de yapmazlar, harcamaları hususunda bu ikisi arasında bir denge tuttururlar.
 
* Onlar, Allah’la beraber başka bir tanrıya  yalvarıp tapmaz/tapınmazlar. Allah’ın haram kıldığı canı, haksız yere öldürmezler. Zina etmezler. Kim bunları yaparsa, günahının cezasını bulur. Kıyamet günü azabı katmerli olur ve onun içinde hor ve hakir bir şekilde ebedî kalır. Ancak  küfürden, şirkten ve günahlardan tevbe edip iman eden ve Allah’ın rızasına uygun iş yapanlar hariçtir. İşte Allah, onların kötülüklerini iyiliklere çevirir. Allah çok bağışlayan, çok merhamet edendir. Kim günahlarından tevbe edip sâlih amel işlerse, gerçekten o, Allah’a tam bir yönelişle dönmüş demektir.
 
* Onlar, yalana şâhitlik etmezler. Boş ve kötü sözlere rastladıkları  zaman da, vakarlı bir şekilde onlardan yüz çevirip geçerler.
 
* Onlar, Rabbinin âyetleri hatırlatıldığı zaman, onlara karşı kör ve sağır davranmazlar, itaat için can kulağıyla dinlerler.
 
* Onlar: “Ey Rabbimiz! Bize eşlerimizden ve nesillerimizden gözlerimizin nuru olacak iyi insanlar lütfet ve bizi fenalıktan sakınanlara rehber yap.” derler.
 
İşte bu  sayılan özelliklere sahip olarak Rahmân olan Allah’a kulluk görevini yapanlar sabırlarından dolayı, cennetin en yüksek mevkileri ile mükâfatlandırılacaklar ve orada bir sağlık dilekleri ve selam ile karşılanacaklardır. Orada ebedî kalacaklardır. O ne güzel bir kalacak yer ve ne güzel bir makamdır!
 
Resûlüm! De ki: “Dua ve ibadetiniz olmasa, Rabbim size ne diye değer versin?...1
 
 
www.kuranimiz.net
                                                          
 

1. 25/Furkân Suresi, 63-77. Bu ayetlerin mealleri Feyzü’l-Furkân Meali’nden alınmıştır. 
www.serveriletisim.com/feyzul-furkan/index.php/sureler/furkan-suresi erişim 6/3/2012.

 

Sûre Başlangıçları / Fevâtihu’s-Süver

 

Fevâtihu’s-Süver, sûrelerin başlangıç cümleleri anlamında bir tefsir terimidir. "Bir şeyin evveli; açış, giriş, başlan­gıç" anlamındaki fatihanın çoğulu olan fevâtih ile sûrenin çoğulu olan süver ke­limesinin birleşmesinden meydana gel­miştir.

 

İnsanlara hitap ederken söze onların ilgisini çekecek bir ifade ile başlamak edebî sanatlardan biri olarak kabul edilir. Üstün edebî özelliklere sahip bulunan Kur'ân-ı Kerîm'in sûrelerinin başlangıçları bu açıdan incelenmiş, gerek müstakil kitaplarda gerekse tefsir, tefsir usulü ve Kur'an ilimlerine dair eserlerde konu üzerinde etraflıca durulmuştur.[1] Bu konuya ilmî ve edebî açıdan bakış yapan âlimler, her bir sûrenin hem ifade şekli hem de mâna itibariyle muhatabın ilgisini çekecek, âdeta onu dinlemeye zorlayacak çarpıcı bir ifade ile başladığını tesbit etmişlerdir. Sûre başlangıçlarının bu özellikleri on madde halinde özetlen­miştir.

 

1. Övgü ile başlayanlar. Bu nevi sû­reler, Allah'ı acz ve eksiklik niteliği taşıyan sıfatlardan tenzih eden (sebbeha, tebâreke) veya O'nu kemal sıfatlarıyla nitelendiren (hamd) bir ifade ile başlamaktadır. Böylece Allah'a karşı duyarlı olan insan fıtratı bu üslûpla harekete geçirilerek sözün devamının dinlenmesi sağlanmaktadır. "Hamd âlemlerin rabbi Allah'a mahsustur";[2] "Göklerde ve yerde bulunan her şey Allah'ı tesbih etmektedir"[3]; "Mutlak hükümranlık elinde bulunan Allah yüceler yücesidir"[4] gibi. Bu gruba giren on dört sûre şunlardır: Fâtiha, En'âm, Kehf, İsrâ, Furkân, Sebe’, Fâtır, Hadîd, Haşr, Saff, Cum'a, Tegâbün, Mülk, A'lâ.

 

2- Hecâ harfleriyle başlayanlar. Yirmi dokuz sûrenin başında "elif-lâm-mîm", "yâ-sîn", "kâf” gibi mânaları bilinmeyen ve "hurûf-i mukattaa" denilen harfler bulunmaktadır. Bakara, Âl-i İmrân, A'râf, Yûnus, Hûd, Yûsuf, Ra’d, İbrâhîm, Hicr, Meryem, Tâhâ, Şuarâ, Neml, Kasas, Ankebût, Rûm, Lokman, Secde, Yâsîn, Sâd, Mü'min, Fussılet, Şûra, Zuhruf, Duhân, Câsiye, Ahkâf, Kaf ve Kalem sûreleri bu gruba dahildir.[5]

 

3- Ünlemle başlayanlar. "Ey" mânasındaki "yâ eyyühâ" ile başlayan on sûre vardır. Bunların beşinde "Ey nebî!"[6], "Ey örtünüp bürünen!"[7], "Ey bürünüp sarınan!"[8] şeklinde doğrudan Hz. Peygamber'e; üçünde "Ey iman edenler!"[9] diye müminlere ve diğer ikisinde de "Ey insanlar!"[10] ifadesiyle bütün insanlara seslenişle söze başlanmaktadır.

 

4- Haber cümlesiyle başlayanlar. Bir haber veya bilgi vererek söze başlayan sûrelerin sayısı yirmi birdir. "Kıyamet yaklaştı ve ay yarıldı"[11]; "Gerçekten müminler kurtuluşa ermiştir"[12]; "Sana savaş ganimetlerinden soruyorlar. De ki: Ganimetler Allah'a ve Resulü'ne aittir"[13] mealindeki âyetlerde olduğu gibi sûrenin ilk âyetinde ilgi çeken açıklamalar yapılmış, haber ve bilgi verilmiştir. Tevbe, Nahl, Enbiyâ, Nûr, Zümer, Muhammed, Feth, Rahman, Mücâdele, Hakka, Me’âric, Nûh, Abese, Kadr, Beyyine, Kâri’a, Tekâsür, Kevser sûreleri bu kısma dahil diğer sû­relerdir.

 

5- Yemin ile başlayanlar. Sayıları on yediye ulaşan bu sûrelerin beşinde önem ve özelliklerinden dolayı bazı zaman dilimlerine[14], altısında mekân ve cisimlere[15], beşinde meleklere ve savaş atları, rüzgâr gibi bazı güçlere[16], birinde de incir ve zeytine[17] yemin edilerek söze başlanmaktadır.[18]

 

6- Şart ile başlayanlar. Yedi sûrede (Vâkı’a, Münâfikûn, Tekvîr, İnfitâr, İnşikâk, Zilzâl, Nasr) söze başlanırken şart cümlesi kullanılmıştır. "Kıyamet koptuğu zaman..."[10]; "Allah'ın yardımı ve zaferi gelip de insanların bölük bölük Allah'ın dinine girmekte olduklarını gördüğün vakit..."[20] gibi şart cümleleriyle, bu şartın gerçekleşmesi halinde daha neler olacağı hususunda muhatapların merak duyguları harekete geçirilmektedir.

 

7- Emirle başlayanlar. Tamamı Mekkî olan altı sûreden beşinin başında "de, söyle" mânasına gelen "kul" emri yer alırken[21] bir sûre de "oku" mânasındaki "ikra" emriyle başlamaktadır[22] "De ki: Ey kâfirler! Ben sizin tapmakta olduklarınıza tapmam"[23]; "De ki: O Allah birdir"[24] şeklinde sûreye emirle başlanmasında, emredilen hususun zihinlere iyice yerleştirilmesi ve sözün devamına ilgi gösterilmesinin sağlanması gibi hikmetler olduğu söylenebilir. A'lâ sûresi şekil bakımından emirle başlıyorsa da âlimler onu övgü ile başlayan grup içinde mütalaa etmişlerdir.

 

8- Soru ile başlayanlar. Muhatapla diyalog kurmak ve söylenenlere ilgisini çek­mek için fikirlerin soru cümleleri halinde şekillendirilmesi edebiyatta başvurulan bir yoldur. Kur'an'da da şu alt sûrenin farklı soru edatlarıyla başladığı görülür: İnsan, Nebe’, Gâşiye, İnşirah, Fîl, Mâ’ûn. "Dini yalanlayanı gördün mü?"[25] gibi.

 

9- Kınama ile başlayanlar. İki sûrenin başında "yazıklar olsun! vay haline!" gibi kınama ve azarlamayı ifade eden "veyl" lafzı[26], bir sûrenin başında da "kurusun! yok olsun!" mânası taşıyan "tebbet" fiili[27] bulunmaktadır.

 

10- Sebep bildirme ile başlayan sûre. Kurân-ı Kerîm'de sadece Kureyş sûresine illet ve sebep gösterme (ta'lîl) edatı olan "lâm" harfiyle başlanmaktadır. Sûrenin ilk âyetinde, Allah'ın Kureyş kabilesine inkâr edemeyecekleri lutuflarda bulunduğu gerekçe gösterilerek bu kabile insaf ve imana davet edilmektedir.

 

Fevâtihu's-süver konusu, ulûmü'l-Kur'ân'a dair kitaplarda ayrı bir başlık altında ele alınıp incelendiği gibi bu alanda telif edilmiş müstakil eserler de vardır.[28]

 

Abdurrahman Çetin[29]

 


[1] Mese­lâ bk. Zerkeşî, I, 164-181; Taşköprizâde, II, 520-52 I; Süyûtî, II, 967-975.

[2] 1/Fâtiha 2.

[3] 57/Hadîd 1.

[4] 67/Mülk 1.

[5] bk Hurûf-ı Mu­katta’a. DİA, XVIII. Cilt.

[6] 33/Ahzâb 1; 65/Talâk 1; 66/Tahrîm 1.

[7] 73/Müzzemmil 1.

[8] 74/Müddessir 1.

[9] 5/Mâide 1; 49/Hucurât 1; 60/Mümtehine 1.

[10] 4/Nisâ 1; 22/Hac 22.

[11] 54/Kamer 1

[12] 23/Müminûn 1

[13] 8/Enfâl 1

[14] 75/Kıyâme 1; 89/Fecr 89; 92/Leyl 1; 93/Duhâ 1; 103/Asr 1.

[15] 52/Tûr 1; 53/Necm 1, 85/Burûc 1; 86/Târık 1; 90/Beled 1; 91/Şems 1.

[16] 37/Sâffât 1; 51/Zâriyât 1; 77/Mürselât 1; 79/Nâziât 1; 100/Âdiyât 1.

[17] 95/Tîn 1.

[18] Daha geniş bilgi için bk. Aksâmü'l-Kur'an (Kur'ân-ı Kerîm'deki yeminler). DİA, II/290-291.

[19] 56/Vâkıa 1.

[20] 110/Nasr 1-2.

[21] 72/Cin 1; 109/Kâfirûn 1; 112/İhlâs 1; 113/Felak 1; 114/Nâs 1.

[22] 96/Alak 1.

[23] 109/Kâfirûn 1-2.

[24] 112/İhlâs 1.

[25] 107/Mâûn 1.

[26] 83/Mutaffifîn 1; 104/Hümeze 1.

[27] 111/Tebbet 1.

[28] Bu yazı, Kur’an’ın Anlamıyla Buluşmak (KAB) Platformu Dökümantasyon Birimi tarafından www.kuranimiz.net sitesi için ilgili adresten  bibliyografya çıkartılarak alıntılanmıştır.

[29] DİA, Fevâtihu’s-Süver, İstanbul , 1995, XII, 503-504.

 

Sureleri İsimleriyle Tanıyalım

 

Sureleri İsimleriyle Tanıyalım:

KUR’AN SIRASI (1-13)

1-Fâtiha; Kur’ân-ı Kerîm’in başlangıç suresinin adı olup  “açan, başlangıç, giriş” anlamına gelmektedir. Kur’an’ın girişi, önsözü mahiyetinde olduğundan muhtemelen bu yüzden “Fatiha” diye adlandırılmıştır. Aynı zamanda surenin “Ümmü’l-Kitâb = İlâhî kelamın özü, temeli”, “es-Seb’u’l-Mesânî = Tekrar tekrar okunan yedi ayet, “el Esas” gibi adları da vardır.
 
2-Bakara; Kur’ân-ı Kerîm’in 2.  suresinin adı olup “sığır/inek/düve” anlamına gelmektedir. Sure ismini 67-73. ayetlerde zikredilen ve İsrailoğulları’nın, bir cinayetin failini bulmak için kesmeleri emredilen inek kesme olayından almaktadır. Sure ayrıca Âl-i İmrân suresiyle birlikte “Zehrevân = iki çiçek ya da iki nur” diye de anılmıştır.
 
3-Âl-i İmrân; Kur’ân-ı Kerîm’in 3. suresinin adı olup “İmran Ailesi” anlamına gelmektedir. Sure ismini, 33-37. ayetlerde zikredilen Hazreti Meryem’in babası İmran’a izafeten “İmran ailesi” anlamına gelen Âlu İmrân tamlamasından almaktadır. Bakara suresiyle birlikte “Zehrevân = iki çiçek ya da iki nur” diye de anılmıştır.
 
4-Nisâ; Kur’ân-ı Kerîm’in 4. suresinin adı olup “kadınlar” anlamına gelmektedir. Surenin büyük bir kısmı kadınlar hakkında hükümler içerdiği için bu adla isimlendirildiği kabul edilmektedir.
 
5-Mâide; Kur’ân-ı Kerîm’in 5. suresinin adı olup “sofra”  anlamına gelmektedir. Sure adını Havarilerin gökten bir mâide/ziyafet sofrası  indirilmesi yönünde Hazreti İsa’dan istekte bulunmalarından söz eden ve Hazreti İsa’nın da Allah’tan istediği  112- 115.  ayetlerdeki  aynı kelimeden almıştır. Sure ayrıca “Ukûd =akitler”  ve “Munkize =kurtarıcı” gibi başka isimlerle de anılmıştır.
 
6-En‘âm; Kur’ân-ı Kerîm’in 6. suresinin adı olup “hayvanlar” anlamına gelmektedir. Sure ismini, 136, 138, 139 ve 142. ayetlerde geçen ve başta deve olmak üzere sığır, koyun ve keçi gibi özellikle kurbanlık hayvan cinslerini ifade eden aynı kelimeden almıştır.
 
7-A’râf; Kur’ân-ı Kerîm’in 7. suresinin adı olup “cennetle cehennem  ve/veya  cennetliklerle cehennemlikler arasındaki surun yüksek  tepeleri” anlamına gelmektedir. Surenin  46 48. ayetlerinde geçen bu kelime surenin ismi olmuştur.
 
8-Enfâl;  Kur’ân-ı Kerîm’in 8. suresinin adı olup “harp ganimetleri/düşmandan savaş yoluyla alınan mallar” anlamına gelmektedir. Sure ismini ilk ayette geçen aynı kelimeden almaktadır.
 
9-Tevbe; Kur’ân-ı Kerîm’in 9. suresinin adıdır.  İsmini 104. ayette geçen ve “olgun ve ergin insan olma yoluna girmek; yaşam rotasını ters yönden çevirmek, iyiye, doğruya ve güzele yönelmek” anlamıdaki “tevbe” kelimesinden almıştır. Bununla birlikte ilk ayette geçen“berâe = ültimatom/son bir ihtar”” kelimesine atfen “Berâe suresi” diye de meşhur olmuştur. En son indiği kabul edilen bu sure Enfal suresinin devamı olma ihtimalinden  ve/veya saldırgan müşriklere ağır ihtar ve savaş ilanı mahiyetindeki ifadelerle başlamasından dolayı diğer bütün surelerden farklı olarak, ilahi rahmet ifadesi olan “besmele“ ile başlamamıştır.
 
10-Yunus; Kur’ân-ı Kerîm’in  10. suresinin  ve  kendisi balığın  karnından kavmi de azaptan kurtulan 21.  sıradaki peygamberin adıdır. Sure, 98. ayette sözü edilen Hazreti Yunus ve Ninova halkı olan kavmine atıftan dolayı bu adı almıştır. Bununla birlikte Hazreti Yunus’un kıssası ile ilgili daha etraflı bilgi 37/139-148. ayetlerde sunulmuştur.
 
11-Hûd; Kur’ân-ı Kerîm’in 11. suresinin ve Yemen’de Ahkâf bölgesinde yaşayan Âd kavmine gönderilen 4. sıradaki peygamberin adıdır. Surenin 50-60. ayetleri arasında Hazreti Hûd’un hayatındaki tevhid mücadelesi anlatıldığından sure bu isimle anılmaktadır. Sure muhteva itibariyle Yûnus suresiyle büyük ölçüde benzeşir. Surede Nuh, Salih, İbrahim, Lût, Şuayb, Musa ve Harun peygamberlerin kıssaları da anlatılmıştır.
 
12-Yusuf; Kur’ân-ı Kerîm’in 12. suresinin  ve 11. sıradaki peygamberin adıdır. Sure ismini, Mısır’da peygamberlik yapmış ve Yakub peygamberin 12 oğlundan birisi olan  Hazreti  Yûsuf’un 4. ayetten 101. ayetin sonuna kadar bir bütünlük içinde anlatılan kıssasından almıştır.
 
13-Ra’d; Kur’ân-ı Kerîm’in 13.  suresinin adı olup “gök gürültüsü” anlamına gelmektedir. Surenin  13. ayetinde ra’d/gök gürültüsünün Allah’ı tesbih ettiği anlatılmış ve adı geçen kelime bu sureye isim olmuştur.
 

 

Sureleri İsimleriyle Tanıyalım:

KUR’AN SIRASI (14-26)

14-İbrahim; Kur’ân-ı Kerîm’in 14. suresinin  ve İsmail (as.)’ın babası olan 6. sıradaki peygamberin adıdır.  Sure ismini 35-41. ayetlere konu olan Hazreti İbrahim’den almıştır.
 
15-Hicr;  Kur’ân-ı Kerîm’in 15. Suresinin ismidir.  Sure ismini 80-84. ayetlere konu olan “Ashâbu’l-Hicr = Hicr halkı” tamlamasından almıştır. Surenin adı ve 5. sıradaki Salih peygamberin gönderildiği kavmi Semûd’un yaşadığı yerin adı olan Hicr, Medine ile Şam arasında, Tebük’e yakın sarp kayalıklarla çevrili vadideki yerleşim yerinin adıdır. Eski zamanlarda Egra/Hegra diye anılan bu yer Hazreti Salih’le irtibatından dolayı “Medâin-i Sâlih” diye de adlandırılmıştır. Hazreti Peygamber hacıların burada konaklamasını yasaklamıştır. Burası aynı zamanda Nemrud’un konakladığı yerdir.
 
16-Nahl; Kur’ân-ı Kerîm’in 16. suresinin adı olup “bal arısı” anlamına gelmektedir. Surenin 68. ayetinde Rabbin bal arısına olan ilhamı anlatılmış ve bu kelime sureye isim olarak verilmiştir. Sure ayrıca “Niâm suresi” diye de adlandırılmıştır.
 
17-İsrâ; Kur’ân-ı Kerîm’in 17. suresinin adı olup “gece yolculuğu”  anlamına gelmektedir.  Sure ismini,  Hazreti Peygamber’in Mirâc için geceleyin Mekke’den Kudüs’e götürülüşünü anlatan ve ilk ayette fiil şeklinde geçen ve “gece yürütmek ve  götürmek” anlamına gelen “esrâ” kelimesinden almıştır.  2-8.  ayetlerde İsrailoğulları’ndan söz edildiği için bu sure “Benî İsrâil suresi” diye de anılmıştır.
 
18-Kehf; Kur’ân-ı Kerîm’in 18. suresinin adı olup “mağara” anlamına gelmektedir. Sure ismini 9-26. ayetlerde geçen ve “Mağara arkadaşları/yârenleri” anlamına gelen “Ashâbü’l-Kehf” tamlamasından almıştır.
 
19-Meryem; Kur’ân-ı Kerîm’in 19. suresinin ve Hazreti İsa (as.)’ın annesinin adıdır. Sure ismini 16-40. ayetlere konu olan  Hazreti Meryem’den almıştır. Ayrıca ilk ayete atfen “Kâf-hâ-yâ-‘ayn-sâd suresi” diye de adlandırılmıştır. 29 surenin başında bulunan bu ve diğer harflerin gerçek anlamını Allah bilir.
 
20-Tâhâ; Kur’ân-ı Kerîm’in 20. suresinin adıdır. Kur’an’da 29 sure bu şekilde “tek tek harf”, yani bir araya gelipte anlamlı bir kelime teşkil etmeyen, aralarına nokta konulmuş harfler anlamına gelen hurûf-ı mukatta’a ile başlar. Bu sure de adını ilk ayette geçen ve bazı müfessirlere göre “Ey insan!” manasına gelen, bazılarına göre ise Allah’ın bir ismini ifade eden  “tâ-hâ”  harflerinden almıştır. Ancak,  29 surenin başında bulunan bu ve benzeri harflerin gerçek anlamını Allah bilir. Bunun yanında sure “Sûretü’l-Kelîm” ve “Sûretü Mûsâ” gibi isimlerle de anılmıştır.
 
21-Enbiyâ; Kur’ân-ı Kerîm’in 21. suresinin adı olup “nebîler/peygamberler” demektir. Kur’an’da ismi geçen 25 peygamberin 18 tanesinin ismi zikredildiği ve onların tevhid mücadelesini anlatan ayetleri muhtevi olduğu için sure“Enbiyâ suresi” diye adlandırılmıştır.
 
22-Hac; Kur’ân-ı Kerîm’in 22. suresinin adıdır. Sure adını, insanların, “ziyaret şartlarına sahip  her müslümanın ömründe bir defâ Kâbe'yi ziyâret etmesi ve Arafât denilen yerde bir miktar durması ve bazı vazîfeleri yerine getirmesi”.anlamına gelen haccı/ziyareti yapmaya çağrıldığı 27. ayetteki aynı kelimeden almıştır.
 
23-Mü’minûn; Kur’ân-ı Kerîm’in 23. suresinin adı olup “inananlar/iman sahibi olanlar” anlamına gelmektetir. Sure adını, baş tarafındaki ilk 11 ayette mü’minlerin konu  edilmesinden almıştır. Bunun yanında yine ilk ayetine atfen “Kad efleha” ve “Felah” gibi isimlerle de anılmıştır.
 
24-Nur; Kur’ân-ı Kerîm’in 24. suresinin adı olup “ışık/pırıl pırıl aydınlık” anlamına gelmektetir. Sure adını, nur ayeti denilen 35. ayetteki aynı kelimeden almıştır.
 
25-Furkân; Kur’ân-ı Kerîm’in 25.  suresinin ve Kur’an’ın isimlerinden biri olup “hakkı batıldan, tevhidi şirkten ayıran” anlamına gelmektir. Sure ismini birinci ayette geçen aynı kelimeden almıştır.
 
26-Şu’arâ; Kur’ân-ı Kerîm’in 26. suresinin adı olup “şairler” anlamına gelmektetir. Sure adını 224. ayette geçen aynı kelimeden almıştır. Bunun yanında “Tâ-sîn-mîm suresi” veya “Câmia suresi” gibi isimlerle de anılmıştır.
 

 

Sureleri İsimleriyle Tanıyalım:

KUR’AN SIRASI (27-39)

27-Neml;  Kur’ân-ı Kerîm’in 27. suresinin adı olup “karınca/karıncalar” anlamına gelmektetir. Surenin 18. ayetinde Hazreti Süleyman (as.)’ın ordusuna yol veren karıncaların/neml zikri geçtiğinden sureye bu isim verilmiştir. Bunun yanında “Süleyman suresi” ve “Hüdhüd suresi” gibi isimlerle de anılmıştır.
 
28-Kasas; Kur’ân-ı Kerîm’in 28. suresinin adı olup “kıssa” anlamına gelmekle birlikte surede Musa (as.)’ın hayatındaki tevhid  mücadelesi kesitlerinden bahsedildiğinden burada ‘kasas’ kelimesi  “ibretlik hayat hikayesi”anlamına gelmektetir. Sure adını 25. ayetteki aynı kelimeden almıştır.
 
29-Ankebût; Kur’ân-ı Kerîm’in 29. suresinin adı olup “örümcek” anlamına gelmektetir. Sure ismini 41. ayette geçen aynı kelimeden almıştır. Bu ayette kafirlerin işleri örümcek ağına benzetilmiştir.
 
30-Rum;  Kur’ân-ı Kerîm’in  30. suresinin adıdır.  Sure ismini 2. ayette geçen ve “Bizanslılar/Doğu Romalılar” anlamına gelen  aynı kelimeden almıştır.  Sure, ateşperest İranlılar ile  Ehl-i Kitap olan  Rumlar’ın yapacağı savaşta Rumlar’ın galip geleceğini bildirerek başlar.
 
31-Lokman; Kur’ân-ı Kerîm’in 31. suresinin adıdır.  İsmini  12-13.  ayetlerde zikri geçen hikmet sahibi Hazreti Lokman’dan almıştır.  Hazreti  Lokman’ın peygamber olup olmadığı hakkında ihtilaf edilmiştir. Fakat İslâm alimlerinin çoğuna göre o, bir peygamber değil, hikmet sahibi bir hakîm idi. Hazreti Davud’dan önceki dönemde İsrâiloğulları’nın kadısı olup fetvâ verirdi. Allah ona hikmet yani ilim, diyanet, derin anlayış ve uygulayışta isabet verdi.
 
32-Secde; Kur’ân-ı Kerîm’in 32. suresinin adıdır. 15. ayette müminlerin Allah’a derin saygı ve teslimiyetle secdeye kapandıklarından söz edildiği için “Secde suresi” diye adlandırılmıştır. Ayrıca, Fussilet suresinin bir diğer adı “Secde suresi” olduğu için, bu iki sureyi birbirinden ayırt etmek üzere, Fussilet suresine “Hâmîm secdesi”, bu sureye de Mushaf tertibinde Lokman suresinin hemen ardında yer alması sebebiyle “Lokman secdesi” denilmiştir.
 
33-Ahzab; Kur’ân-ı Kerîm’in 33. suresinin adı olup “topluluk, grup, parti” anlamına gelmektetir.  Ahzâb, hizb kelimesinin çoğuludur. Sure ismini 20 ve 22. ayetlerde geçen ve Müslümanları yok etmek maksadıyla Mekke ve civarından toplanıp gelen ve Medine’yi kuşatan müşrik Kureyş kabilesinin kolları ile bunlara uyan diğer grupları ifade eden aynı kelimeden almıştır.
 
34-Sebe; Kur’ân-ı Kerîm’in 34. suresinin adıdır.  Sure adını 15. ayette geçen Yemen’de yaşamış bir kabile/toplum veya bölge adı olan Sebe’ kelimesinden almıştır.
 
35-Fâtır; Kur’ân-ı Kerîm’in 35. suresinin adı olup “yaratan, varlık alanına çıkaran, yoktan var eden” anlamına gelmektetir. Sure adını ilk ayette geçen aynı kelimeden almıştır. Aynı ayette geçen “melâike=melekler” kelimesinden dolayı “Melâike suresi” diye de anılmıştır.
 
36-Yasin; Kur’ân-ı Kerîm’in 36. suresinin adıdır.  İsmini ilk ayette geçen ve bazı müfessirlere göre “Ey insan!” anlamı taşıyan, bazılarına göre ise Allah’ın veya Hazreti Peygamber’in isimlerinden biri olan “yâ-sîn” harflerinden almıştır. Ancak, 29 surenin başında bulunan bu ve benzeri harflerin gerçek anlamını Allah bilir.
 
37-Sâffât; Kur’ân-ı Kerîm’in 37. suresinin adı olup büyük bir ihtimalle meleklere atfen, “ilâhî emre amade olarak saflar halinde duranlar” anlamına gelmektetir. Sure ismini ilk ayette geçen aynı kelimeden almıştır.
 
38-Sâd; Kur’ân-ı Kerîm’in 38. suresinin adıdır.  Başında geçen “sâd” harfinden dolayı bu  adı almıştır. 29 surenin başında bulunan bu ve benzeri harflerin gerçek anlamını Allah bilir.
 
39-Zümer; Kur’ân-ı Kerîm’in 39. suresinin adı olup “zümreler, gruplar”  anlamına gelmektedir. Sure ismini 71 ve 73. ayetlerde geçen  aynı kelimeden almıştır. 22.  ayette geçen “guref=köşkler” kelimesinden dolayı “Guref suresi” diye de adlandırılmıştır. 
 

 

Sureleri İsimleriyle Tanıyalım:

KUR’AN SIRASI (40-54)

40-Mü’min; Kur’ân-ı Kerîm’in 40. suresinin adıdır. Ayrıca İslam’a inanan her kişiye verilen isim olmasının yanında Allah (cc.)’ın en güzel isimlerinden de birisidir:  el-mü’min (cc.). “Hâ-mîm” diye başlayan ve Mushaf tertibinde peş peşe gelen yedi surenin ilkidir. Sure ismini 28. ayette geçen ve Firavun hanedanına mensup bir mümini ifade eden aynı kelimeden almıştır. 2. ayette geçen ve Allah’a atfen “bağışlayıcı/ affedici” anlamına gelen “ğâfir” kelimesinden dolayı “Ğâfir suresi” diye de adlandırılmıştır.
 
41-Fussilet; Kur’ân-ı Kerîm’in 41. suresinin adı olup  “açık/anlaşılır kılınmış, ayrı ayrı açıklanmış”  anlamına gelmektedir. Adını üçüncü âyette geçen aynı kelimeden almıştır. Bunun yanında sure, başındaki “hâ-mîm” harfleri ile 37. ayetteki secde emrinden dolayı “Hâ-mîm Secde”, 12. ayette geçen “mesâbîh=kandiller/yıldızlar” kelimesinden dolayı “Mesâbîh suresi” ve Akvât’ gibi isimlerle de anılmıştır.
 
42-Şûrâ; Kur’ân-ı Kerîm’in 42. suresinin adı olup  “istişare, fikir danışma”  anlamına gelmektedir.  Sure adını 38. ayette geçen aynı kelimeden almıştır. Ayrıca “Ayn-Sîn-Kâf suresi” ve “Mü’min suresi” gibi isimlerle de anılmıştır.
 
43-Zuhruf; Kur’ân-ı Kerîm’in 43. suresinin adı olup  “altın ve mücevherler”  anlamına gelmektedir. 35. ayette Allah’ın insana bunlarla değil, kalbindeki meziyetlere göre değer verdiği anlatılmakta olup sure ismini ayette geçen aynı kelimeden almıştır.
 
44-Duhan; Kur’ân-ı Kerîm’in 44. suresinin adı olup,  “duman”  anlamına gelmektedir. Sure  adını 10. ayetteki aynı kelimeden almıştır.
 
45-Câsiye; Kur’ân-ı Kerîm’in 45. suresinin adı olup “diz çöken” anlamına gelmektedir. Sure adını 28. ayette geçen aynı kelimeden alır. Ayrıca sure, “Şeriat suresi” ve “Dehr suresi” gibi isimlerle de anılmıştır.
 
46-Ahkâf; Kur’ân-ı Kerîm’in 46. suresinin adı olup “rüzgarların yaptığı kum tepeleri”  anlamına gelmektedir. Sure ismini 21. ayette geçen ve  4. sırada gelen Hûd peygamberin kavmi Âd’ın  Yemen’de yaşadığı bölgeye atfen aynı kelimeden almıştır.
 
47-Muhammed; Kur’ân-ı Kerîm’in 47.  Suresinin adı ve Peygamberimizin isimlerinden birisidir Sure adını ikinci ayetteki “Muhammed” kelimesinden almıştır.  Ayrıca sure, 20. ayette geçen ve “savaş” anlamına gelen “kıtâl” kelimesinden dolayı “Kıtâl suresi” diye de adlandırılmıştır.
 
48-Fetih; Kur’ân-ı Kerîm’in 48. suresinin adıdır.  Sure adını ilk ayette geçen aynı kelimeden almıştır.  Fetih kelimesinden maksat, Mekke’nin fethi değil, bu fethin yolunu açan Hudeybiye antlaşmasıdır.
 
49-Hucurât; Kur’ân-ı Kerîm’in 49. suresinin adı olup “odalar” anlamına gelmektedir. Sure adını 4. ayette geçen ve Hazreti Peygamber’in eşlerinin Mescid-i Nebi’nin bitişiğindeki odalarını ifade eden aynı kelimeden almıştır.
 
50-Kâf; Kur’ân-ı Kerîm’in 50. suresinin adıdır.  İsmini ilk ayetteki “kâf”  harfinden almıştır. 29 surenin başında bulunan bu ve benzeri harflerin gerçek anlamını Allah bilir.
 
51-Zâriyât; Kur’ân-ı Kerîm’in  51. suresinin adı olup  muhtemelen rüzgârlara atfen “esip savuranlar, tozu toprağa katanlar” anlamına gelmektedir. Sure ismini ilk ayette geçen aynı kelimeden almıştır.
 
52-Tûr; Kur’ân-ı Kerîm’in 52. suresinin adı olup muhtemelen Hazreti Musa’nın vahye mazhar kılındığı “Sina dağı” anlamına gelmektedir. Sure ismini ilk ayette geçen aynı kelimeden almıştır. Tûr, milattan önce yedinci asırda yaşayan Nabatîler’in kullandığı Süryanice bir kelime olup dağ demektir.
 
53-Necm; Kur’ân-ı Kerîm’in 53. suresinin adı olup buradaki  “yıldız”  kelimesi “Süreyya/Ülker yıldızı” anlamına gelebileceği gibi “peyderpey inen Kur’an” anlamına da gelebilmektedir. Sure ismini ilk ayette geçen aynı kelimeden almıştır.
 
54-Kamer; Kur’ân-ı Kerîm’in 54. suresinin adı olup  “gökyüzündeki ay”  anlamına gelmektedir. Sure adını, aynı kelimenin geçtiği ilk ayetten almıştır.
 
 

Sureleri İsimleriyle Tanıyalım:

KUR’AN SIRASI (55-65)

55-Rahmân; Kur’ân-ı Kerîm’in 55. suresinin  adı ve Allah (cc.)’ın en güzel isimlerinden birisi olup  “çok merhametli/merhameti sınırsız Allah”  anlamına gelmektedir. Sure ismini ilk ayette geçen aynı  kelimeden almıştır. Ayrıca sure, “Arûsü’l-Kur’ân=Kur’an’ın gelini” diye de anılmıştır.
 
56-Vâkı’a; Kur’ân-ı Kerîm’in 56. suresinin adı olup “vuku bulması kesin, büyük hadise” anlamına gelmektedir. Sure adını, ilk ayette geçen aynı kelimeden alır. Bir hadiste, her gece Vâkı’a suresini okuyanın fakirliğe düşmeyeceği ifade edilmiştir.
 
57-Hadîd; Kur’ân-ı Kerîm’in 57. suresinin adı olup  “demir cevheri”  anlamına gelmektedir.  Sure adını, demirin önemine işaret eden 25. ayetteki aynı kelimeden almıştır.  Allah’ı tenzih ve  tesbih/yüceltme (سبَّحَ) ifadesiyle başladıkları için “Müsebbihât” diye anılan beş surenin ilkidir. Diğer dördü ise Haşr, Saf, Cuma ve Teğâbun sureleridir. 
 
58-Mücâdile; Kur’ân-ı Kerîm’in 58. suresinin adıdır. Sure ismini ilk ayete konu olan Havle/Huveyle bint Sa’lebe’ye atfen “(kocası hakkında) tartışan, şikâyet bildiren kadın” anlamına gelen “mücâdile” kelimesinden almıştır. Surenin ismi “Mücâdele=tartışma” şeklinde de okunmuştur. Ayrıca, ilk iki kelimesine atfen “Kad semi’a suresi” diye de adlandırılmıştır.
 
59-Haşr; Kur’ân-ı Kerîm’in 59. suresinin adı olup  “sevkiyât için bir yere toplamak”  anlamına gelmektedir. Sure ismini 2. ayette geçen ve Nadîroğulları’nın Mekke’den sürgün edilmesine işaret eden aynı kelimeden almıştır. Ayrıca, kıyamet günü hesabın görülmesi için olan haşrden bir örnek olarak bu kelime kullanılmıştır. Surenin,  “hüvellâhüllezî” diye bilinen son üç ayetinin faziletine dair sahih hadisler vardır. Allah’ı tenzih ve tesbih/yüceltme ( َسبَّحَ ) ifadesiyle  (başladıkları için “Müsebbihât” diye anılan beş surenin  ikicisidir.  Diğer dördü ise Hadid, Saf, Cuma ve Teğâbun sureleridir. 
 
60-Mümtehine; Kur’ân-ı Kerîm’in  60. suresinin adıdır.  Sure ismini 10. ayette geçen ve “imtihan edin, sınayın” anlamına gelen “imtehinû” kelimesinden almıştır. Buna göre mümtehine, “imtihan etme emrini muhtevi sure” anlamına gelir. Surenin ismi “imtihan edilen kadın/kadınlar” manasında “mümtehane” şeklinde de okunmuştur.
 
61-Saff; Kur’ân-ı Kerîm’in 61. suresinin adı olup kelime olarak “sıra, dizi”; terim olarak ise “Allah yolunda birbirine kurşunla kenetlenip kaynaşmış bir yaqpı gibi saf halinde küfre karşı sıra sıra dizilmek”  anlamına gelmektedir. Sure adını, 4. ayette geçen aynı kelimeden almıştır. Sure iman edip bu uğurda mücadele vermeyi konu edinir. Allah’ı tenzih ve tesbih/yüceltme (َّسبَحَ) ifadesiyle başladıkları için “Müsebbihât” diye anılan beş surenin üçüncüsüdür. Diğer dördü ise Hadid, Haşr, Cuma ve Teğâbun sureleridir.
 
62-Cuma; Kur’ân-ı Kerîm’in 62. suresinin, haftanın bir gününün ve o gün kılınan erkeklere farz olan namazın adıdır. Sure  ismini 9. ayette geçen ve Cuma namazının önemine işaret eden “cum’a” kelimesinden almıştır. Allah’ı tenzih ve yüceltme (tesbih) ifadesiyle başladıkları için “Müsebbihât” diye anılan beş surenin dördüncüsüdür. Diğer dördü ise Hadid, Haşr, Saff ve Teğâbun sureleridir. 
 
63-Münâfikûn; Kur’ân-ı Kerîm’in 63. suresinin adı olup “münâfıklar=kalpten inanmadıkları halde dilden “Allah’a ve âhiret gününe inandık” diyenler, imanlarında samimi olmayan, içlerinden İslâm’a düşman olanlar”  anlamına gelmektedir. Sure adını münâfıklardan bahseden konusundan ve ilk ayetinde geçen aynı kelimeden almıştır.
 
64-Teğâbün; Kur’ân-ı Kerîm’in 64. suresinin adıdır. Sure ismini 9. ayette geçen ve kimin kazanıp kimin kaybedeceğinin kıyamet-hesap günü ortaya çıkacağı gerçeğine atfen “kazanmak-kaybetmek, kar-zarar etmek” manasına gelen “teğâbun” kelimesinden almıştır. “Teğâbün günü”, kusur işleyen insanın âhirette günahlarını görüp dünyada iken aldandığını kabul ettiği gündür. Allah’ı tenzih ve tesbih/yüceltme (َّسبَحَ) ifadesiyle başladıkları için “Müsebbihât” diye anılan beş surenin beşincisidir. Diğer dördü ise Hadid, Haşr, Saff ve Cuma sureleridir. 
 
65-Talak; Kur’ân-ı Kerîm’in 65. suresinin adı olup “boşama/boşanma” anlamına gelmektedir. Sure ismini ilk ayette “tallaka” şeklinde fiil olarak geçen aynı kelimeden almıştır.
 
 

Sureleri İsimleriyle Tanıyalım:

KUR’AN SIRASI (66-78)

66-Tahrîm; Kur’ân-ı Kerîm’in 66. suresinin adı olup  “yasaklamak, haram kılmak”  anlamına gelmektedir. Sure ismini, ilk ayette “tuharrimu” şeklinde fiil olarak geçen ve Peygamberimizin hanımlarının hoşnutluğunu kazanmak için bal şerbeti içmeyi kendine niçin yasakladiğını soran kelimeden almıştır.
 
67-Mülk; Kur’ân-ı  Kerîm’in 67. suresinin adı olup,  Allah’ın kâinatı yaratıp, yönetmesinden ortaya çıkan “mutlak hükümranlık” anlamına gelmektedir. Sure ismini ilk ayette geçen aynı kelimeden almıştır. Aynı zamanda ayetin ilk cümlesinden dolayı “Tebâreke’l-mülk suresi” diye de  adlandırılmıştır. Ayrıca, bu sureyi okuyan ve dolayısıyla gereğince amel eden kimsenin kabir azabından korunup kurtulacağı yönündeki rivayete  dayandırılarak “Vâkiye=koruyucu”, “Münciye=kurtarıcı”, “Mânia=engelleyici” gibi isimlerle de anılmıştır.
 
68-Kalem; Kur’ân-ı Kerîm’in 68. suresinin adıdır. İsmini ilk ayette geçen aynı kelimeden almıştır.
 
69-Hâkka; Kur’ân-ı Kerîm’in 69. suresinin adı olup,  “mutlaka gelip çatacak, vukuu kesin olan kıyamet”  anlamına gelmektedir. Sure ismini ilk ayette geçen aynı kelimeden almıştır.
 
70-Me’âric; Kur’ân-ı Kerîm’in 70. suresinin adı olup,  “yükselme dereceleri,  yücelikler, semalar”  anlamına gelmektedir. Sure adını 3. ayette geçen aynı kelimeden almıştır.  Ayrıca ilk ayetine atfen “Se’ele sâilün” ve “Vâkı’ suresi” diye de adlandırılmıştır.
 
71-Nuh; Kur’ân-ı Kerîm’in 71. suresinin ve 3. sırada peygamber gönderilen, insanlığın ikinci babası kabul edilen, 950 sene peygamberlik yapan ve büyük peygamberlerden de ilki olan Nuh (as.)’ın adıdır. Sure, ilk ayetten itibaren Hazreti Nuh’un tevhid mücadelesi anlatıldığı için “Nuh suresi” diye isimlendirilmiştir.
 
72-Cin; Kur’ân-ı Kerîm’in 72. suresinin adı ve ayrıca rûhânî, latîf varlıkların adıdır. Ayrıca sure “Kul ûhiye” adıyla da anılmıştır.  Zâriyât suresinin 56. ayetine göre  cinler de insanlar gibi sorumludur. Müslüman ve kâfirleri vardır. Kâfirleri şerlidir. Şeytan da kâfirler grubundandır.  Rivayete göre Hazreti Peygamber, ashabından birkaç kişiyle birlikte Ukaz panayırına giderken Nahle denilen yerde sabah namazını kıldırmış, bu namaz esnasında okuduğu ayetleri duyan bir grup cin Kur’an’dan çok etkilenenip iman etmişlerdir.
 
73-Müzzemmil; Kur’ân-ı Kerîm’in 73. suresinin adı olup, “örtünüp bürünen, içine kapanan, üzerine örtüyü çekerek uyuyan” peygamber anlamına gelmektedir. Sure ismini ilk ayette geçen aynı kelimeden almıştır.
 
74-Müddessir; Kur’ân-ı Kerîm’in 74. suresinin adı olup, “örtüsüne bürünen” peygamber anlamına gelmektedir. Sure ismini ilk ayette geçen aynı kelimeden almıştır.
 
75-Kıyâme; Kur’ân-ı Kerîm’in 75. suresinin adıdır.  Sure  adını ilk ayetinde zikredilen ve bütün surenin konusunu teşkil eden “kıyâmet” kelimesinden almıştır. Bunun yanında “Lâ uksimü suresi” diye de anılmıştır.
 
76-İnsan; Kur’ân-ı Kerîm’in 76. suresinin adıdır.  Sure ismini ilk ayette geçen  aynı kelimeden almıştır.  Bunun yanında yine ilk ayette geçen “dehr=zaman” kelimesine atfen “Dehr suresi” diye de anılmıştır.
 
77-Mürselât; Kur’ân-ı Kerîm’in 77. suresinin adı olup, büyük bir ihtimalle meleklere atfen “gönderilenler” anlamına gelmektedir. Sure ismini ilk ayette geçen aynı kelimeden almıştır.
 
78-Nebe; Kur’ân-ı Kerîm’in 78. suresinin adı olup  burada önemli  “haber” anlamına gelmektedir. Bununla beraber sure  “Amme”,  “Tesâül” ve  “Mu’sırât” gibi isimlerle de anılmıştır. Ayetteki ihtilaf edilip soruşturulan “önemli haber”in kıyamet olduğu söyleniyorsa da daha kuvvetli ihtimal bu haberin “Kur’an” olduğu yönündeki yorumlardır. Zira Mekkeli müşriklerin kıyameti inkârda hemfikir oldukları ve dolayısıyla bu konuda herhangi bir ihtilaflarının bulunmadığı açıktır. Oysa bu ayetlerde  önemli haberle ilgili ihtilaftan söz edilmektedir. Dolayısıyla ihtilaf konusu olan şey Kur’an’dır. İhtilaftan maksat ise Kur’an’ın Allah kelamı değil, Hazreti Peygamber’in uydurması, eskilerin masalları, şair veya kâhin sözü olduğu yönündeki yakıştırmalardır.
 
 

Sureleri İsimleriyle Tanıyalım:

KUR’AN SIRASI (79-93)

79-Nâzi’ât; Kur’ân-ı Kerîm’in 79. suresinin adı olup, başka manalar muhtemel olmakla beraber iyilerin ve kötülerin ruhlarını  “söküp çıkaran” melekler  anlamına gelmektedir.  Sure ismini ilk ayette geçen aynı kelimeden almıştır. Bunun yanında “Sâhire” ve “Tâmme” gibi isimlerle de anılmıştır.
 
80-Abese; Kur’ân-ı Kerîm’in 80. suresinin adı olup,  Peygamber Kureyş’in ileri gelen müşriklerinden bir gruba Kur’an’ı tebliğ ederken Abdullah İbn Ümmi Mektûm adında gözleri görmeyen  sahabe yanına geldi diye “yüzünü ekşitti, surat astı” anlamına gelmektedir. Sure adını ilk ayetindeki aynı kelimeden almıştır. Bunun yanında sure “İbn Ümmî Mektûm”, “A’mâ”, “Sâhha” gibi isimlerle de anılmıştır.
 
81-Tekvîr; Kur’ân-ı Kerîm’in 81. suresinin adı olup “dürülme ve dürme” anlamına gelmektedir. Sure ilk ayette geçen “küvvirat=dürüldü” kelimesinden dolayı “Tekvir suresi” diye adlandırılmıştır. Ayrıca “Küvvirat suresi” diye de anılmıştır.
 
82-İnfitâr; Kur’ân-ı Kerîm’in 82. suresinin adı olup  “yarılmak” anlamına gelmektedir. Sure ilk ayette geçen “infeterat=yarıldı” kelimesinden dolayı “İnfitâr suresi” diye adlandırılmıştır. Ayrıca “Münfetıra” diye de anılmıştır.
 
83-Mutaffifîn; Kur’ân-ı Kerîm’in 83. suresinin adı “mutaffif” kelimesinin çoğulu olup “ölçü ve tartıda hile yapanlar” yahut “eksik ölçüp tartanlar”  anlamına gelmektedir. Sure adını ilk ayetindeki aynı kelimeden almıştır.
 
84-İnşikâk; Kur’ân-ı Kerîm’in 84. suresinin adı olup  “yarılmak” anlamına gelmektedir.  Sure ilk ayette geçen “inşekkat=yarıldı” kelimesinden dolayı “İnşikâk suresi” diye adlandırılmıştır. Ayrıca “İnşekkât” diye de anılmıştır.
 
85-Bürûc; Kur’ân-ı Kerîm’in 85. suresinin adı olup  “burçlar/yıldız kümeleri” anlamına gelmektedir. Sure adını ilk ayetteki aynı kelimeden almıştır.
 
86-Târık; Kur’ân-ı Kerîm’in 86. suresinin adı olup  muhtemelen seher yıldızına atfen  “geceleyin gelen, kendini gösteren; parlak ışığıyla karanlığı delip geçen” anlamına gelmektedir. Geceleyin ortaya çıkan her şeye “târık” denilir. Ünlü kişiye de mecâzî olarak bu ifade kullanılır. Karanlık câhiliye dönemini aydınlatan, sabahı müjdeleyen kişi olarak Peygamber Efendimiz de buna benzetilmiştir. Yıldızlar da geceleyin doğduklarından bu ismi almıştır. Sure adını ilk ayetteki aynı kelimeden almaktadır.
 
87-A’lâ; Kur’ân-ı Kerîm’in 87. suresinin adı olup  “yüceler yücesi, en yüce” anlamına gelmektedir. Sure adını ilk ayetindeki aynı kelimeden almıştır.
 
88-Ğâşiye; Kur’ân-ı Kerîm’in 88. suresinin adı olup  “dehşetiyle herşeyi kaplayıp örten, kâbus gibi çöken” kıyamet anlamına gelmektedir. Sure adını ilk ayetindeki aynı ifadeden almıştır. Ayrıca “Hel etâke suresi” diye de anılmıştır.
 
89-Fecr; Kur’ân-ı Kerîm’in 89. suresinin adı olup  “sabah aydınlığı, tan yerinin ağarması” anlamına gelmektedir.Sure ismini ilk ayette geçen aynı kelimeden almıştır.
 
90-Beled; Kur’ân-ı Kerîm’in 90. suresinin adıdır. Sure ismini ilk iki ayette geçen ve Mekke’ye atfen “şehir, memleket, belde” anlamına gelen aynı kelimeden almıştır. Ayrıca “Lâ uksimü suresi” diye de adlandırılmıştır.
 
91-Şems; Kur’ân-ı Kerîm’in 91. suresinin adı olup  “güneş” anlamına gelmektedir. Sure adını ilk ayetteki aynı kelimeden almıştır.
 
92-Leyl; Kur’ân-ı Kerîm’in 92. suresinin adı olup  “gece” anlamına gelmektedir. Sure adını ilk ayetteki aynı kelimeden almıştır.
 
93-Duhâ; Kur’ân-ı Kerîm’in 93. suresinin adı olup, “kuşluk vakti” anlamına gelmektedir. Sabah ile öğle ortasındaki vakte işaret eder. Sure adını ilk ayetteki aynı kelimeden almıştır. 
 
 

Sureleri İsimleriyle Tanıyalım:

KUR’AN SIRASI (94-107)

94-İnşirâh; Kur’ân-ı Kerîm’in 94. suresinin adıdır.  Sure ismini ilk ayette geçen ve  Allah  Resûlü’nün kalbinin ferahlatılması hadisesine işaret edilen “göğsü ferahlatmak, yüreğe su serpmek” gibi anlamlar içeren “neşrah” kelimesinden almış ve “İnşirah suresi” diye adlandırılmıştır. Bunun yanında “Şerh” ve “Elem neşrah” gibi isimlerle de anılmıştır. 
 
95-Tîn; Kur’ân-ı Kerîm’in 95. suresinin adı olup lafzî/kelime olarak “incir”, mecâzen/kavram olarak onun yetiştiği yer anlamına gelmektedir. Sure ismini ilk ayette geçen aynı kelimeden almıştır. Bir görüşe göre ilk ayette geçen incir ve zeytin kelime olarak meyve ismidir. Allah’ın yemini bunların faydasından dolayıdır. Diğer görüşlere göre bunların eski zamanlardan beri bolca yetiştiği yer olan, Filistin’e/Beytü’l-Makdis’e işaret vardır ki bu görüş  surenin diğer ayetlerine anlam olarak daha uygun gözükmektedir. 
 
96-Alak; Kur’ân-ı Kerîm’in 96. suresinin adı olup  lafzî/kelime olarak “asılıp tutunan, yapışan”  anlamına gelmektedir. Terim olarak ise, insanın yaratılışının temeli olan “rahim duvarına asılmış zigot/aşılanmış  yumurta” anlamındadır. Sure ismini 2. ayette geçen aynı kelimeden almıştır. Ayrıca sure ilk ayette geçen “ikra’=oku!” lafzına atfen “İkra’ suresi” diye de adlandırılmıştır.
 
97-Kadr; Kur’ân-ı Kerîm’in 97. suresinin adıdır. Sure ismini ilk üç ayette geçen ve lafzî olarak “hüküm, takdir” veya “değerli, şerefli, şeref ve azamet”  gibi anlamlara gelen  aynı kelimeden almıştır. Surenin konusu bin aydan daha hayırlı olan “Kadir Gecesi”dir.
 
98-Beyyine; Kur’ân-ı Kerîm’in 98. suresinin adı olup  “açık delil, rehber”   anlamına gelmektedir.  Sure ismini ilk ayette geçen aynı kelimeden almıştır. Bunun yanında “Kayyime”, “Beriyye” ve “İnfikâk” gibi isimlerle de anılmıştır.
 
99-Zilzâl; Kur’ân-ı Kerîm’in 99. suresinin adı olup “sarsıntı, deprem, zelzele”  anlamına gelmektedir. Sure ismini ilk ayetteki aynı kelimeden almıştır. Ayrıca “Zelzele” suresi diye de adlandırılmıştır. Sure kıyametten hemen önce meydana gelecek olan şiddetli depremden ve daha sonra bütün ölülerin kabirlerinden çıkıp hesap vereceklerinden bahseder.
 
100-Âdiyât; Kur’ân-ı Kerîm’in 100. suresinin adı olup  “nefes nefese koşarken tırnaklarıyla kıvılcım saçan atlar” anlamına gelmektedir. Sure ismini ilk ayette geçen aynı kelimeden almıştır.
 
101-Kâri’a; Kur’ân-ı Kerîm’in 101. suresinin adı olup, kıyametin dehşetine atfen “ansızın gelip çatan, kapıyı çalan, başa gelecek olan büyük felaket” anlamına gelmektedir. Sure ismini ilk ayette geçen aynı kelimeden almıştır.
 
102-Tekâsür; Kur’ân-ı Kerîm’in 102. suresinin adı olup  “dünyalık uğrunda yarışmak, daha çok dünyalık sahibi olmakla övünmek, çokluk ve çoklukla böbürlenmek” anlamlarına gelmektedir. Sure adını ilk ayetteki aynı kelimeden almıştır. Bunun yanında “Elhâküm” ve “Makbûre” gibi isimlerle de anılmıştır.
 
103-Asr; Kur’ân-ı  Kerîm’in 103. suresinin adı olup “zaman, çağ, ikindi vakti, saadet asrı, sürekli zaman”  gibi anlamlara gelmektedir. Sure ismini ilk ayette geçen aynı kelimeden almıştır.
 
104-Hümeze; Kur’ân-ı Kerîm’in 104. suresinin adı olup  “insanları arkasından durmadan  çekiştirip inciten, küçük düşüren; el, kaş ve göz işaretleriyle alaycı davranışta bulunan ve insanların şeref ve hasiyetiyle oynayan, sırf ayıp kusur arayan kişi” gibi anlamlara gelmektedir. Sure ismini ilk ayette geçen aynı kelimeden almıştır.
 
105-Fil; Kur’ân-ı Kerîm’in 105. suresinin adı olup burada, Kabe’yi yıkmaya gelen Ebrehe’nin ordusunun “fil/filler”i anlamına gelmektedir. Sure ismini ilk ayette geçen aynı kelimeden almıştır.
 
106-Kureyş; Kur’ân-ı Kerîm’in 106. suresinin adıdır.  Sure ismini ilk ayette geçen ve Mekke’de peygamberimizin mensup olduğu kabile olan Kureyş kabilesine delalet eden aynı kelimeden almıştır.
 
107-Mâ’ûn; Kur’ân-ı Kerîm’in 107. suresinin adı olup  “iyilik, yardım, yardımlaşma”  anlamına gelmektedir.  Sure ismini son ayette geçen aynı kelimeden almıştır. Ayrıca  “Eraeyte”,  “Eraeytellezî”,  “Dîn”,  “Yetîm” gibi isimlerle de anılmıştır.
 
 

Sureleri İsimleriyle Tanıyalım:

KUR’AN SIRASI (108-114)

108-Kevser; Kur’ân-ı Kerîm’in 108. suresinin adı ve aynı zamanda cennette bir havuzun adı olup “birçok iyilik, bol hayır, nimet, lütuf” gibi manalar da içerir. Sure ismini ilk ayette geçen aynı kelimeden almıştır. Bunun yanında “Nahr suresi” diye de adlandırılmıştır.
 
109-Kâfirûn; Kur’ân-ı Kerîm’in 109. suresinin adı olup “kâfirler, kâfirlikte direnenler” anlamına gelmektedir. Sure kâfirlere hitapla başladığından bu adı almıştır. Bunun yanında “Mukaşkışe”, “İhlâs”, “Din”, ”İbadet” gibi isimlerle de anılmıştır. Ayrıca İhlâs suresiyle birlikte “İhlâsayn” diye de adlandırılmıştır.
 
110-Nasr; Kur’ân-ı Kerîm’in 110. suresinin adı olup  “ilâhî yardım, zafer”  anlamına gelmektedir. Sure ismini ilk ayette geçen aynı kelimeden ve Allah’ın müminlere yardımını anlattığından bu adı almıştır. Ayrıca “Tevdî’/Veda” ve “Fetih” gibi isimlerle de anılmıştır.
 
111-Tebbet; Kur’ân-ı Kerîm’in 111. suresinin adı olup “kurusun, helak olsun!” manasına bedduadır. Sure adını ilk ayetteki aynı kelimeden almıştır. Ayrıca “Leheb” ve  “Mesed suresi” de denilir. Ebû Leheb, karısı ve benzerlerine yönelik nâzil olmuştur.
 
112-İhlâs; Kur’ân-ı Kerîm’in 112. suresinin adı olup,  Kur’an’ın ve İslâm’ın özü olmasından,  dini Allah’a has kılmanın ifadesi olan tevhid inancını en veciz şekilde ortaya koymasından dolayı “İhlâs” diye adlandırılmıştır. Bunun yanında  “Samed”, “Tevhid”,  “Tecrît”,  “Esas”,  “Necât” gibi isimlerle de anılmıştır. Ayrıca Kâfirûn suresiyle birlikte “İhlâsayn” diye de adlandırılmıştır.
 
113-Felak; Kur’ân-ı Kerîm’in 113. suresinin adı olup “sabah” manasına gelmektedir. Sure ismini ilk ayette geçen aynı kelimeden almıştır. Ayrıca Nâs suresiyle birlikte “Mukaşkışeteyn” ve “Muavvizeteyn” diye de adlandırılmıştır.
 
114-Nâs; Kur’ân-ı Kerîm’in 114. suresinin adı olup  “insanlar”  manasınadır. Sure ismini ilk ayette geçen aynı kelimeden almıştır. Ayrıca Felak suresiyle birlikte “Mukaşkışeteyn” ve “Muavvizeteyn” diye de adlandırılmıştır. Son isimlendirme Allah’a sığınmayı ifade eder.
 
 
www.kuranimiz.net

 

Alt Kategoriler